fbpx MENU
Karanlıkta diyalog etkinliği.

Karanlıkta Diyalog ve Merak Edilenler

sardala koyu

Bir Kamp Alanı: Sardala Koyu

The Dirt film incelemesi

5 Ağustos 2019 Comments (0) Views: 474 ANASAYFA, Film, Müzik, Sinema

80’lerin Kirli Çocukları Mötley Crüe’dan ‘The Dirt’

‘Yanlış bir dönemde doğduysanız n’aparsınız? Dönemi kendinizin yaparsınız. Biz de Sunset Strip’e bunu yaptık!’ – N. Sixx

Krepeli kabarık dağınık saçlar, abartılı makyajlar, dar feminen deri pantolonlar ve şaşalı aksesuarlarla bezeli marjinal kıyafetlerin tercih edildiği dönemleri hatırlamayanınız yoktur sanıyorum. Evet! O dönemi kasıp kavuran ve 80’li yıllara damgasını vuran Glam Rock / Metal müzik grubu Mötley Crüe’nun hikayesinden ve bu yıl gösterime giren biyografik film The Dirt’den bahsedeceğim siz Renklisen okuyucularına.

Lise yıllarında sağlam bir Hard Rock dinleyicisi olarak gitmediğim konser, dinlemediğim grup kalmamıştı. Whitsnake, Scorpions, Guns’N Roses, Ozzy Osbourne, White Lion, Uriah Heep ve şu an aklıma gelmeyen pek çok grubun Türkiye performansı hala dün gibi aklımda. Gençlik yıllarının yakıp yıkıcı ateşiyle tüm paramızı konserlere, albümlere, fanzinlere harcardık. Şimdilerde iyi ki de öyle yapmışım dediğim güzel zamanlardı. O zamanlar geçti; fakat geriye müthiş bir rock kültürü birikimi ve hafızamda harika anılar kaldı. Ondandır ki; filmde söz yazarı & şarkıcı Ozzy Osbourne (John Michael Osbourne)’a yer vermeleri, Van Halen grubu, şarkıcı & oyuncu Jon Bon Jovi, Skid Row grubu ile Kiss, Iron Maiden grubunun vokalisti Bruce Dickinson’dan bahsedilmesi ve Hanoi Rocks’ın davulcusu Razzle (Nicholas Dingley)’ın trafik kazasına yer verilmesi beni sanırım bir zamanların koyu Glam Rock dinleyicisi olarak biraz fazla derinden etkiledi diyebilirim.

Glam Rock

‘Mötley Crüe’
Photo: Ebet Roberts

Filmi izlerken en çok da aklıma gelen isim Punkreas’dı. Punkreas, benim Switcher olduğum dönemlerde en sık görüştüğüm ve Kadıköy’de Teacher’s Pub, Taksim’de ise Karavan ve Dorock’ın yollarını aşındırdığım bayan, lise sıra arkadaşımdı. Deli gibi içer, çılgınlar gibi sabaha kadar müzik dinler ya da kendimiz çalıp söylerdik. O kasetleri kalemlerle döndürüp bantlarla tıkayıp yaptığımız kayıtlar, gittiğimiz konser ve izlediğimiz canlı performansların haddi hesabı yoktu. Bir araya geldiğimizde de mutlaka underground kitleye hitap eden yapımları izler, müzikallere dadanırdık. Birlikte çok şey öğrendik, çok şey yaşadık. Bir gün geriye Rock’n Roll kaldı, biz dağıldık. Eğer bu yazımı okuyorsan bu filmi mutlaka izlemelisin hatun. Yapımı seveceğini ummuyor, biliyorum! Sert kal!

Bir Rock’n Roll Hikayesi: The Dirt

2001 tarihli ‘The Dirt: Confessions of the World’s Most Notorious Rock Band’ isimli otobiyografiden sinemaya uyarlanan Netflix yapımı ‘The Dirt’, 18 Mart 2019’da USA’da galasını yaptı ve hemen ardından 22 Mart tarihinde gösterime girdi.

The Dirt

‘The Dirt’

1 saat 47 dakika olan yapımın yönetmenlik koltuğunda Jeff Tremaine oturuyor. İsim, bir zamanlar gülmekten yarıldığımız ‘Jackass’ programının prodüktörü, yönetmeni. Ondan olacaktır ki genel senaryo itibariyle baştan sona tam gaz bir eğlence hakim. Yani tamam; hayali değil, gerçek hayat hikayesinde zaten var olan aşırılıkları, uçarılıklarını izliyoruz aslında grubun gibi düşünsek de bana kalırsa Yönetmen Tremaine bu tarz işlerin gayet hakkını veriyor.

Senaryoda ise Amanda Adelson ile Rich Wilkes karşımıza çıkıyor. 2001 yılında Dey Street Books Yayınevi tarafından raflarda yerini alan kitap ‘The Dirt: Confessions of the World’s Most Notorious Rock Band’, 2019’da beyaz perdeye aktarılıyor. Aynı kitapta olduğu gibi filmde de 80’li yıllara damgasını vuran ve tüm dünyada 80 milyondan fazla albüm satışı yapan Glam Metal’in asi çocukları Mötley Crüe’nun, yükselişine ve o süreçte yaşadıklarına tanık oluyoruz.

Filmde Mötley Crüe grubunun kurucusu ve bas gitaristi Nikki Sixx’i Douglas Booth canlandırıyor. Olmuş mu? Hem de fazlasıyla! Oyunculuğu ve Sixx’e benzerliğiyle senaryoya bu kadar iyi oturan Booth, filme artı puan vermemin bir diğer sebebi. Bazı yapımlarda gerçekten senaryo güzel olsa da baş rolde öyle alakasız bir oyuncu oynatılıyor ki eğer ana kahramanı o denli iyi biliyorsam filmden istem dışı çıkıveriyorum. İşte The Dirt de sadece Douglas Booth değil, Daniel Webber karakteri de gerçeğine cuk diye oturan bir diğer isim. Vokalist Vince Neil nam-ı diğer Vincent Neil Wharton’a benzerliğiyle beni şaşırtan oyuncu Webber, layığıyla rolünün hakkını veriyor. The Dirt’de grubun kurucu ve davulcu üyesi Tommy Lee (Thomas Lee Bass), oyuncu Machine Gun Kelly tarafından canlandırılırken grup gitaristi Mick Mars (Robert Alan Deal) ise aktör Iwan Rheon ile hayat buluyor.

The Dirt

Filmde tam kadronun ilk stüdyo çalışması.
‘The Dirt, Netflix’

— Spoiler —

  • Red Hot şarkısıyla 1981 yılının California’sında başlayan filmin açılış konuşması grup kurucusu ve bas gitaristi Nikki Sixx’e ait:

“Yanlış bir dönemde doğduysanız n’aparsınız? Dönemi kendinizin yaparsınız. Biz de Sunset Strip’e bunu yaptık! Dünyaca ünlü Whisky a Go Go’nun az ilerisinde oturuyorduk. Her hafta vadiden çocuklar gelir, Strip’i doldururdu. Konserlerden sonra da partiye bizim evde devam ederdik. Polisler kapımızı o kadar çok kere kırdık ki kapıyı çivileyip kapattık. Herkes pencerelerden giriyordu.” 

Tek kelimeyle: Bayıldım! Daha filmin açılış sahnesinden o enerjiyi hissettim. Dünden bugüne Poison, Rainbow, W.A.S.P. gibi pek çok baba grubun canlı performansına ev sahipliği yapan Sunset Strip sokaklarında başlayan The Dirt, resmen aktı gitti.

  • Ozzy Osbourne’un Nikki Sixx’in yerden sidiğini yaladığı ve pipetle burnuna karıncaları çektiği sahne her ne kadar iç gıcıklayıcı olsa da o dönemin asi çocukları Mötley Crüe, tüm gerçeklikleriyle ekrandaydı. Bunlar yaşandı mı? Evet, yaşandı. Serseriler ya! Sesli güldüm.
  • Baştan sona tam bir Seks & Drugs & Rock’n Roll filmiydi. Bazıları bu sahnelerin gereksiz ve fazla üzerine düşülmüş ayrıntılar olduğunu düşünebilecek olsa da bir Mötley Crüe hayranı olarak bana tam kararında geldi. Evet, belki daha fazla müzikal kariyerlerine, işlerin gidişatına değinilebilirdi. O zaman da bu kadar sürükleyici ve eğlenceli bir yapım olmazdı diye düşünüyorum. Eksikleri olsa da ana tema olarak perdede onların yaşadığı uçarı hayatı izleyip müziklerini dinledik. Bu bir Rock’n Roll hikayesiydi ve onlar da sapına kadar bunu yaşadılar: Tüm arzuları ve taşkınlıklarıyla! 
  • Şu taşkınlık meselesinden en çok nasibini alan kişi grubun menajeri olmalı ki filmde şöyle bir replik vardı:

“Scorpions, Bon Jovi, Skid Row ve Kiss’e menajerlik yaptım. Her türden kafadan kontak insanın olduğu en boktan yerlere sürüklendim ama Mötley Crüe’nün bana yaşattıklarını kimse yaşatmadı!”

  • Davulcu Tommy Lee’nin gözünden bir rock star’ın 24 saatini nasıl yaşadığını anlatan sahneler ve çekim teknikleri harikaydı!
  • Filmin son sahnesinde gerçek konser kayıtlarından, after partilerden final turnesine kadar verdikleri görüntüler ve fotoğraflar etkileyiciydi. Bir nevi de yapımın gerçeğiyle doğru orantılı olarak işlendiğinin kanıtıydı. Başarılı prodüksiyon dedirten eylemdi. Aferin.

80’lerin Kirli Çocukları Mötley Crüe’dan ‘The Dirt’, tadını zihnimde bırakan bir yapım olarak belleğimdeki yerini aldı. 1 saat 47 dakika öyle hızlı aktı gitti ki bence bu senaryo 2 saati rahat bir şekilde geçecek şekilde çekilebilirdi diye düşünüyorum. Buna da şükür.

Bir ara Jimi Hendrix’in filminin çekileceği ve onu şarkıcı Lenny Kravitz’in canlandıracağı yönünde bir söylenti vardı. Henüz icraata geçilmedi. Daha fazla böyle yapım, daha çok rock filmi ile karşılaşsak ne güzel olur. 

80’s Rock’n Roll never die!

Dirt filmi

The Dirt, Netflix

Asi Gençlik: Mötley Crüe 

1981 yılında Los Angeles’da kurulan grup Glam Rock / Metal türünde şarkılar yapıyor ve bugün, albümleri tüm dünyada 80 milyondan fazla satmış durumda.

Davulcu Tommy Lee ve bas gitarist Nikki Sixx’in bir araya gelmesinin ardından Mötley Crüe’nun ilk temelleri atılıyor. Daha önce Nikki Sixx ile ‘London’ grubunda birlikte çalan gitarist Greg Leon, grubun ilk gitaristi oluyor. Yumuşak tarzı ve sert olmayan rifflerinin grub tarzını bozduğu düşüncesiyle yol alan ikili gruba yeni gitarist olarak Mick Mars’ı uygun görüyor. Davulcunun lise arkadaşı Vince Neil de vokalist olarak gruba dahil olunca kadro tamamlanıyor ve grup Rock’n Roll kariyerine başlıyor.

Motley Crue

To Fast For Love, Mötley Crüe

Motley Crew olan isim Mötley Crüe olarak değiştiriliyor ve konserler başlıyor. 1981’de yayınlanan ve Leathür Records etiketiyle piyasaya sunulan ilk hitleri ‘Too Fast for Love’, 20.000 kopya satıyor. 1982 yılının bahar aylarında Elektra Records ile anlaşan grup 1983’de tartışmalara yol açan ‘Shout At The Devil’ albümünü çıkartıyor. 

1984 yılında yükselişe geçen Mötley Crüe, daha büyük konserler ve turnelere imza atmaya başlıyor. Tam o yıl Hanoi Rocks grubunun davulcusu Razzle, vokalist Vince Neil’in kullandığı araçta trafik kazasına kurban gidiyor. Depresyona giren Neil’in ardından Mötley Crüe için de duraklama dönemi başlıyor. Bir sonraki yıl raflarda yerini alan 1985 çıkışlı ‘Theatre of Pain’ albümünü Razzle’a adayan grup toparlanıyor ve yeni işlere başlıyor. 1987 yılında içerisinde blues tınılarının da yer aldığı ‘Girls, Girls, Girls’ albümleri ile kalpleri fethedip 1 numaraya yerleşen grup, 1991’de toplama albüm olan ‘Decade Of Decadence’ı piayasaya sürüyor.

1992’de gruptan atılan vokalist Vince Neil’in ardından Mötley Crüe’yu karanlık günler bekliyor. Vokale yeni gelen isim John Corabi beklentileri karşılayamıyor ve 1994 yılında kendi isimleriyle ‘Mötley Crüe’ olarak çıkarttıkları albüm ticari anlamda grubu doyurmuyor. 1997’de grup tekrar toparlanmaya başlıyor ve kız çocuğunu kaybeden Vince Neil gruba geri dönme kararı alıyor.

Sonrasında birçok albüm çıkartan ve konserler veren Mötley Crüe, 2015 yılında Alice Cooper ile de sahne alıyor ve ilk ayağı Japonya, son ayağı Los Angeles olan dünya turnesiyle 34 yıllık müzik kariyerine veda ediyor. 

Tags: , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
27 − 19 =