fbpx MENU
zümrüt yeşili lens

Air Optix Colors Gemstone Green Ve Solotica Lens Farkı

mecra aysel gürel

Mecra’dan Bir Aysel Gürel Geçti

altay öktem imza günü

19 Şubat 2018 Comments (0) Views: 1996 ANASAYFA, İmza Günü, Kitap

Altay Öktem İmza Günü

17 Şubat Cumartesi saat 16.00’da Akademi 1971 Kitabevi Kafe’de çok sevgili Şair & Yazar ‘Altay Öktem’in İmza Günü’ için toplandık. Biraz çay kahve, biraz sohbet derken zamanın nasıl geçtiğinin farkında bile olmadım.

Altay Öktem ile tanışıklığımız bir on yıl kadar önceye uzanıyor. O vakitler ben öğrenciydim ve derslerden çok seve seve vakit ayırdığım bir derginin redaktörlüğünü yapıyordum: Karakalem edebiyat dergisinin… Beyoğlu’nda Fransız Sokağı’nda idi ofisimiz. En üst katta fotoğrafçı Mehmet Turgut’un stüdyosu, hemen altında ise karşılıklı Güven Erkin Erkal’ın ofisiyle Karakalem dergisinin ofisleri… En alt kattaki uzun masada toplantılar alır, terasta mangal partilerine kalırdık. Çok konuşur, çok yazardık. Enerjisi, ambiyansı ne de güzeldi o günlerin.

okurlar ve yazarlar

Okurlar, yazarlar birbirini ağırlar.

Yine öyle bir günün enerjisine benzer bir an’ın içinde buluvermiştim kendimi. Aslında Altay Öktem İmza Günü için oradaydık ama neredeyse Karakalem ekibi olarak da bir aradaydık. Bu arada anlatmazsam olmaz! Aslında yazar ve şair olarak kitaplarını okuduğunuz Öktem, aynı zamanda doktor ve benim bunu öğrenmem çok acayip olmuştu. Hala o günü hatırladıkça trajikomik bir his kaplar içimi.

Hemen kısacacık o güne döneyim…

Derginin baskıyla ilgili bir sürecini takip etmek için okula benzer bir yerdeydik. O kısmı net değil, uçmuş hafızamdan. Bir ara ayrı odalarda matbaayla ilgili bir şeylere koşuştururken, bahçedeki merdivenlerin ordan acılı, ağrılı sesler duyuyorum. Hemen o yöne doğru koşturuyorum ki ne göreyim! 20 yaşlarında bir çocuk iş kazası yapmış ve eli kan revan içinde. Tam o sahnenin hemen arkasından kadraja Altay Öktem giriyor: “Açılın, ben doktorum!” Elinde de basbayağı bir doktor çantası var. Benim tanıdığım, bildiğim, asistanlığını yaptığım dergi genel yayın yönetmeninin doktor olduğunu işte tam da o an öğreniyorum. Afallıyorum tabii ilk başta ‘nasıl yani?!’ gibilerinden ama sonra alışıyorum duruma.

Bu an’ın üzerinden yıllar geçti ama ne zaman Altay Öktem denilse ben her daim ilk önce yazarlığını bilir, sonra ise mutlaka doktorluğunu anımsar ve gülümserim.

Thomas Düşerken

2017’nin Ekim ayında Can Yayınları etiketiyle piyasaya sürülen Altay Öktem romanı Thomas Düşerken, Paris’ten Münih’e, oradan da İstanbul’a uzanan nefes kesici bir macerayı konu alıyor.

Thomas Düşerken

Akıcı bir dile, sürükleyici bir hikâyeye sahip olan kitabın bir yıldan daha az bir sürede kaleme alınıp tamamlandığını söyleyen yazar Altay Öktem şunları ekliyor:

” Thomas karakteri aslında Penguen’de yazdığım dönemlerde oluşan bir karakterdi. Dolayısıyla yaşayan ve tanıdığım bir karakterin hikâyeleştirilmesi 8 aylık bir süreci takip etti.”

Yine Can Yayınları’ndan çıkan ve çocuklar için yazdığı fantastik hikâyelerden oluşan ‘Çalılar Diyarı’, sadece miniklerin değil yetişkinlerin de keyifle okuyabileceği sürükleyici bir eser. Kitabın ikinci dizisini zihinde olgunlaştırmaya başladığını belirten ve ilerleyen dönemlerde devamının da yazılıp basılacağı sinyallerini veren Altay Öktem, üniversite yıllarında üç – dört yılının çocuk tiyatrosu oyunlarıyla iç içe geçtiğinden bahsederek çocuklarla ilgili bir hikaye kaleme almanın onu o yıllara döndürdüğünü de sözlerine ekledi.

Yeraltı Edebiyatı Bitti (-mi?)

Altay Öktem İmza Günü katılımları ve sohbetleri devam ediyordu. Geçmişten, gelecekten ve şu andan konuşurken Yeraltı Edebiyatı’ndan bahsetmesek olmazdı.

‘Yeraltı Edebiyatı bitti mi?’ üzerinden gidecek olursak ‘evet, maalesef ki Yeraltı Edebiyatı’ diye bir şey kalmadı. Bitti. Maalesef diyorum; çünkü pek severdim gerçekçi, hakikatçı mısralarla donatılmış o buram buram kağıt kokan fanzin ve kitap sayfalarını. Aslına bakarsanız Yeraltı Edebiyatı’nın yaygın olduğu ve ülkemizde geç idrak edilmeye başladığı o dönemlerde de doğru anlaşılabildiği üzerine şüphelerim var. İşte tam da bu noktaya değindi sevgili Altay Öktem:

Yeraltı Edebiyatı hakikatla ilgilidir. Bir durumu ve olayı hikayeleştirirken okuyucu adına daha yumuşatmadan, romantize etmeden sert ve olduğu gibi yazıya aktarma şeklidir.”

Evet… Tam da böyle idi aslında ama kaç kişi böyleli bilirdi? O dönemler dahil. Altay Öktem dışında Hikmet Temel Akarsu vardı mesela Rock’n romanlarını severek okuduğum. 90’lı yılların basımıyla sahaf raflarında bulabileceğiniz kitap dizisi, Kadıköy’deki ayyaş, motorcu, asi gençliğin öykülerini anlatırdı. Ama işte salt haliyle ‘hadi şarabımızı alalım, Moda’da kayalıklarda içelim, bunu da kitaplaştıralım’ olayı değil idi Yeraltı Edebiyatı. Belki de bu tip örnekler çok olduğundan öyle yapıştı kaldı fakat gerçek anlamda; bir cinayeti kanıyla duygusuyla, cinselliği tutkusu ve açıklığıyla olduğu gibi anlatan ve her konuda bu gerçekçi yaklaşımıyla olayları kaleme alan bir akımdı. Hakiki hayatta neyse, kitapta okunan da oydu. Ne yazık ki artık her şey yer altından yer yüzüne çıktı. Ne o dönemlerin ruhu kaldı ne de başkaldırısı, isyanı…

Deli bir poyraz esti, dağıttı her birimizi.

Güzel zamanlardı lakin rüzgar gibi geldi, geçti.

Altay Öktem, Jale Tan, Deniz Durukan

Altay Öktem, Asiçiçek, Deniz Durukan

Tags: , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
30 − 6 =