fbpx MENU

Portakalla Şenlenen Zeytinyağlı Kereviz

‘Song To The Siren’ Kalabalığı

16 Aralık 2014 Comments (0) Views: 3729 ANASAYFA, ASİÇİÇEK, Müzik

Bahadır Han Eryılmaz İle Barista

Birkaç yıl önce Kadıköy’de bulunan minik bir prova stüdyosunda başladı aslında tüm hikaye. Sadece eğlence amaçlı yaptıkları müzik, onları İstanbul’dan San Francisco ve Los Angeles’a uzanan keyifli bir serüvene sürükledi. Bu çocuklar da buram buram 80’ler sound’u kokan kaliteli işler ortaya koydular.

Grup, ismini İtalyanca’da barmen anlamına gelen, İngilizce’de ise; daha çok ‘kahve sanatçısı’ olarak ifade edilen kelimeden alıyor. Barista’nın en can alıcı özelliği ‘analog’ kayıttan yana olmaları. Grubun müziğindeki enstrümanlardan, efektlere kadar her şey analog tercih edilmiş ve dijital tek bir dokunuş dahi yok. Tabii, kayıtların o denli gerçeği yansıtmasının yanı sıra şarkı sözleri, ritimler, dinleyiciye verdiği his de bir o kadar gerçek ve tam da hayatın içinden!

Sadece ‘Dreams’ parçası bile 74 kanal kaydedilmiş. Crystal Howell’in vokallerine bayıldım. Şiddetle dinlemenizi öneririm. ‘Hero’ isimli parçanın 3:45’de başlayan gitar solosu ayrı bir güzel. ‘Run And Hide’ başladığında Dave Saylor’ın güçlü vokallerine takılıp gitmemek mümkün değil. Aslında tüm parçalar birbirinden çılgın sololar, temiz vokaller ve başarılı bir alt yapıyla donatılmış. Hammond tonları duyduğumda ayrı bir tebessüm ettim. Soft rock, blues, country tınılarıyla 16 şarkıdan oluşan ‘Day Dream’ isimli albüm, geçtiğimiz aylarda raflardaki yerini aldı.

Grubun davulcusunu Caribou Coffee’de biraz lafa tuttum. Hem kahvelerimizi yudumladık, hem de Bahadır Han Eryılmaz ile Barista hakkında konuştuk.

Bahadır Han Eryılmaz

Bahadır Han Eryılmaz

Kadıköy’deki prova stüdyosundan albüme uzanan yolculuğunuz nasıl başladı?

‘Ben turizmciyim, müzik ile pek alakam yok aslında. Müzikle uğraşan; kendileri doktor olan iki arkadaşımla eğlence amaçlı stüdyoya giriyor ve bir şeyler çalıp rahatlıyorduk işin en başında. Daha sonra kendimize ait bir şeyler üretmeye başladığımızı farkettik. Zaman ilerledikçe durum daha da ciddileşti ve enstrüman öğrenirken buldum kendimi. Yolculuğumuz bu şekilde başlamış oldu.

 

Başta; İsmail Koçak ve A. Naci Engin vardı. Daha sonra Evren Akman katıldı bize. Evren zaten müzisyen. Hem bir yerde çalıyor hem de bizim kiraldığımız stüdyoyu işletiyordu. Girdiğimiz yolculuk proje halinde şekillenmeye başlayınca daha fazla zaman ve emek harcanması gerekti; fakat İsmail ve Naci’nin özel durumlar itibariyle gruptan ayrılması üzerine Gökhan Büyükkara ve Volkan Cebeci gruba dahil oldu. Gelişen süreçle birlikte yurt dışından yardımlar gelmeye başladı. Otuzdan fazla müzisyen ile çalışıldı. Los Angeles ve San Francisco’da kayıtlar yapıldı.’

Türkiye ile yurt dışı arasında mekik dokumak zor olmadı mı?

‘Çok zor oldu; ama başka türlü bizim yapmaya çalışıyor olduğumuz müzik Türkiye’de zor bitirilmesi. Bütün zorluklara rağmen sonuçta daha verimli oldu.’

Grup üyeleri arasında kahveyle yakından alakası olan kim?

‘Ben! Kahvenin tarihini bayağı bir inceledim. On beş yıl önce bunu iş haline getirmeye çalıştım. Bazı özel durumlar buna olanak tanımamış olsa da yirmi yıldır kahveyle yakından ilgiliyim. Nasıl yapılır, nereden gelir, nasıl kavrulur…’

Day Dream’in kayıtları nasıl bir ortamda yapıldı?

‘Hikaye uzun. Bazen ben bile unutuyorum. Bağdat Caddesi’ndeki bir müştemilatı stüdyoya çevirerek kendi stüdyomuzu kendimiz yaptık. Kayıtların çoğu, davul kayıtları orada yapıldı. Birçok kayıt dijital olarak yapılsa da biz, kayıtlarımızı analog istedik. Birçok rock grubunda bile -Türkiye’de bu özellikle- gerçek davul kayıtları yok. Bilgisayarlardan sample alınarak yapılıyor. Davul kaydı çok zor bir şey.’

Gerçeklikten yana mısınız?

‘Evet. Bizim iddiamız; her şey elle çalınan olsun, bilgisayardan yaptırılmış olmasın. Gerçek müzik olsun! Mix’de özellikle çok analog kullandık. Çünkü; orada arayan bir kulağa hitap eder.’

Amaç nedir?

‘Amaç; o duyguyu bir şekilde ifade ederek karşıya geçirebilmek. İfade ettiğiniz zaman kendi içinizde temsil etmiş oluyorsunuz o duyguları. İşte o zaman yaşanabilir hale geliyor.’

Albüm kapağınızın tasarımı 69’lar kuşağına ait festival posterlerini andırıyor. Kapak çok cici; ama ben asıl Woodstock’a ayrı bir ilginiz mi var, onu merak ediyorum.

‘Aslında hikaye şöyle gelişti. Ben önüme konulan hiçbir şeyi beğenmeyince bana ‘sen yap o zaman!’ dediler. Ben de biraz karaladım ve hoş bir şey çıktı. Evet, sanıyorum ki; oradan bir esinlenme var. Belki Woodstock değil; ama ben onu bir konser posteri gibi düşündüm açıkçası.’

Day Dream

Day Dream

Barista gelecek için neler planlıyor?

‘Öncelikle yeni bir kadro ve şarkıları sahne için tekrardan düzenlemeyi düşünüyoruz. Ardından Şubat-Mart gibi birkaç konser düşünüyoruz. O esnada ikinci albüm çalışmalarımıza da yoğunlaşmak istiyoruz.’

Şu sıralar iPod’unuzda kimler var?

‘Toto’yu fazla sever, çok dinlerim. Bunun dışında; Journey, The Alan Parsons Project…’

Teşekkür ederim.

‘Ne demek…’  

Röportaj: Asiçiçek

Tags: , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
9 + 11 =