fbpx MENU

Onor Bumbum İle Onurca

Pazardan Sonra Badavut

9 Şubat 2015 Comments (0) Views: 1412 ANASAYFA, Gezi

Düştüm Ayvalık Yoluna

Günlerden Çarşamba. Taktım sırt çantamı, düştüm Ayvalık yoluna. Durağan geçen gece yolculuğum, uyandığımda beni kucaklayan dolunayvari ayın hafif aydınlanmaya yüz tutmuş atmosferinde son buldu. Keyifli birkaç gün geçireceğimin sinyallerini almıştım bile çoktan.

Çarşısı denizin dibinde olan sevimli bir yer Ayvalık. İstanbul’da çok katlı binaların çatılarıyla örtünmüş gökyüzünü, beyaz bulutlar ve mavinin tonları kullanıyor tablo niyetine burada. Yeşilin kucağına serpiştirilmiş eski Rum evleri arasında dolanırken göğe bakıp nefes alabiliyorsunuz yani. Limanda balıkçı tekneleri çarşaf suyun üzerinde konaklıyor. Esnafı da cana yakın buranın. Çünkü; farkındalar ki gülümsemek bedava. Cadde üzerindeki en kaliteli yerde poğaça ve çayı 1.75 TL’ye alabiliyorsunuz bu mevsimde.

Cicili bicili kutucuklar

Cicili bicili kutucuklar

Çarşının caddesinde yol boyunca sıralanmış elektrik kutularının üzerini rengarenk boyalı resimler süslüyor. Sokaklar temiz ve mahallelerin arası arnavut kaldırımlarıyla döşeli. Evler biraz bakımsız ki; bu da bence Ayvalık’a mistik ve yıllanmış bir hava katıyor. Özellikle çarşıdan uzaklaşıp ara sokaklara girdiğinizde el değmemiş, baki kalmış mimari, size kollarıyla kucak açıyor. Toprak Ana: ‘Buradayım!’ diyor sanki. Oksijene ve beni büyüleyen sokaklara sarılıp derin bir ‘oh’ çekiyorum. Burada olmak gerçekten çok güzel. Bir yandan fotoğraf çekiyor diğer yandan da düşünüyorum. Kim bilir kaç mevsim neler yaşandı bu yollarda, hanelerde? Hangi evin ışığı yanarken neler konuşuldu, ne aşklar burada hayat buldu?

Doğa: ‘Yaklaş.’ diyor. ‘Kulağına fısıldamam gerekenler var.’ Sağdan yokuş yukarı yürüyorum. Sonra tekrar sağa… Bugün benim doğum günüm ve ben belki de hayatım boyunca ilk defa, aklımın değil kalbimin beni götürdüğü yerdeyim.

Ida Art Atelie

Sırık bir bina bana bakıyor, ben ona… Beyaz duvarların üzerine çizilmiş mavi motifler görüyorum. Kapının hemen yanında Ida Art Atelie yazıyor. Paçama birkaç Ayvalık kedisi asılıyor irili ufaklı. İçeri giriyorum.

Ide Art Atelie

Ide Art Atelie

İşletme sahibi Gonca Karapınar, güler yüzlü, tatlı bir insan. Sıcakkanlılığı ve sevecenliği hemen okunuyor gözlerinden. Kendisi bir süre Viyana’da yaşamış, hoşsohbet bir ressam. Atelie’nin taştan duvarlarında kendi yaptığı çalışmalar asılı. Hiyeroglifin yer aldığı tablolardaki yumuşak renk geçişlerini, kabartmalar ve farklı tekniklerle çalışılmış işler süslüyor. Doğal şöminenin de yer aldığı pansiyonun enerjisi cidden bir harika. Sıradan bir Rum evi değil burası. Ruhu, içinde yaşayanlarla hayat bulan canlı kanlı bir yuva. Kendi evimde gibi hissedip yayılıyorum.

Kahvelerimizi yudumlarken laf lafı açıyor, daldan dala atlıyoruz. Bizimle birlikte kahvesini yudumlayan diğer kişi de heykeltıraş olan Timuçin Bey. Buranın müdavimlerinden. Son derece güçlü mizah anlayışıyla espirilerini sohbetimizden eksik etmiyor. İstanbul’a döndüğümde Moda’da bulunan atölyesini ziyaret edip bir an önce çalışmalarını görmek için sabırsızlanıyorum. İçi dışı bir bu sempatik insanlarla, akıcı ve keyifli bir muhabbetin tam ortasında buluyorum kendimi.

Boncuk

Boncuk

Evin iki tane de hanımefendisi var: Boncuk ve Ida. Aslında Gonca Hanım’ın annelik yaptığı bir çok şeker var pansiyonun sularında; ama iki isim onun için özel ve gözdeleri. Boncuk, ismini kesinlikle gözlerinden almış olmalı! Öyle güzel ve narin bir bakışı var ki anlatamam. Şirinelerin ikisi de birbirinden tatlı, uysal. Enerjileri muntazam yumuşak.

Ha, bir de buraya dün ayak basan Niko var yukarıda uyuyan. Henüz onunla tanışmadık. Sonra ne mi oldu?

O da yarına...

O da yarına…

Tags: , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
20 × 1 =