fbpx MENU

Akasya Asıltürkmen İle Tiyatro

Bir Acayip Yarışma

4 Eylül 2014 Comments (0) Views: 1172 ANASAYFA, Kafama Göre

Kasabada Gizem Devam

Kasabada gizem devam ediyordu.

Koskocaman bir taş kütlesinin altında ezilmiş bir sürü insan eli, ‘bize yardım edin’ dercesine yosunlarla birlikte dalgalanıyordu. Yardım etsem, sanki diğer insanlar gibi beni de yanlarına alacaklardı. Korkunç! Bir türlü inanamıyordum gördüklerime.

Yukarı çıkmak için tam ayağımı çırpmaya başladığımda, bir şeyin ayak bileğime dolanmaya çalıştığını hissettim. Acele davranmamalı, panik yapmamalıydım. Ayağıma dokunan şeyi fark etmemiş gibi hareket ettim ve yavaşça ayağımı çektim. Hızlı bir şekilde kulaçlarımı geriye doğru atarak yüzmeye başladım. Yüzerken içinde kağıt olan bir şişe dikkatimi çekti. Dönüp almaya korktum. Bir karar vermeliydim o an. Ya şişeyi alıp buradan uzaklaşacaktım ya da geriye kulaç atarak kumsala dönecektim. Deniz, bana kızmışçasına coşmaya başladı. İçimden üçe kadar saydım ve ‘üç!’ dediğimde elimi ani bir hamleyle şişeye atıp giderek daha da azgınlaşan dalgalardan kendimi kurtardım. Şişeyi almak için zamanı iyi kestirmiştim. Girdaba yakalanmadığım için şanslıydım. Arkama bakmadan deli gibi sahile yüzmeye başladım.

Kıyıya vardığımda nefes nefese kalmıştım. Elimdeki şişeyle altın sarısı kumların üzerine sırtüstü yattım. Gözlerimi kapadım. İçime derin bir nefes çektim. Temiz havayı ve yosun kokusunu tekrar solumak güzeldi. Güneşin, tuzlu bedenimi yaktığını hissedebiliyordum. Tüm bunları tekrar yaşayabilmek, diğerleri gibi kayıplara karışmadan ve aklımı yitirmeden orada neler olup bittiğini öğrenmek bambaşka bir duyguydu.

Uzandığım kumdan doğrularak bağdaş kurup oturdum. Sağ elimdeki şişeye takıldı gözlerim uzun bir süre. Okumaya kararlıydım. Şişeyi sol yanımda duran kaya parçasına vurarak kırdım. İçinden buruşturulmuş kağıdı çıkartıp, elime aldım. Sarı bir kağıttı. Yazılar, siyah el yazısı ile yazılmıştı ve hafif silinmişti. Tarih, otuz yıl öncesine aitti.

Yazılanları okuduğumda her şeyi anladım. Otuz yıl önce, denize düşen bir göktaşı, orada yüzen otuz kişiyi altına almıştı. Üstlerine göktaşı düşen çocuk, kadın, yaşlı bütün bu insanlar, ezilip boğulmuşlardı. Bedenleri orada olduğu gibi kalmış ve şişmişti. Oraya giden herkes ise, göktaşının altındaki cansız bedenlere ait elleri, canlı insanların elleri zannedip korkuyorlardı. Zamanla suyun akış hızı ve yönünde kendiliğinden değişiklik olmuş ve bir kara kuyu oluşmuştu. Bu manzarayı gören insanlar da kaçarken panik yapıyorlar ve bu girdaba takılıp boğuluyorlardı.

Okuduğum kağıdı, otuz yıl önce göktaşının düştüğünü gören ve yardım için kayığıyla oraya doğru ilerleyen -bu insanlara yardım edemeyip eğer bir gün ölürsem benden sonra bu şişeyi bulanlar, yazdıklarımı okuyup şu zavallı insanlara yardım etsin düşüncesiyle- yaşlı bir balıkçı yazmıştı.

Olanlardan sonra kağıtta yazanları sahil güvenliğe de okuttum. Daha yüksek yerlere haber vererek büyük bir ekip hazırladılar. Denizaltıları ve ilk yardım gemileri vardı. Uzun bir çalışmadan sonra tüm insanların cesetleri kurtarıldı ve toprağa gömüldüler.

İçimde sonuca ulaşmanın verdiği bir haz ve mutluluk vardı! Ruhları huzura kavuşsun. Blessed be!

Tags:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
12 ⁄ 3 =