fbpx MENU

Efe Moral Buluşması

Akasya Asıltürkmen İle Tiyatro

2 Eylül 2014 Comments (0) Views: 1520 ANASAYFA, Kafama Göre

Kasabada Gizem

Bir şeyler olup bitiyordu denizin derinliklerinde. Söylentilere göre, otuz yıl önce büyük bir gök taşı düşmüştü bu denize. Kıyıya çok uzak değil. Açılmayı sevenler denizin oyununa geliyordu. Oraya kadar yüzenlerden bir daha ses gelmiyordu. Bu zamana kadar iki kişi kurtulmuş; fakat onlar da hiçbir şey anlatmıyorlardı. Şu an ikisi de psikiyatri gözetiminde hayatlarına devam etmekteler.

Merak ediyordum; ama bir o kadar da korkuyordum bu engin, sonsuz denizden. Ürküyordum! Bildiğim tek şey; belli bir mesafeye kadar yüzdükten sonra denizin aniden çok derinleştiği ve o turkuaz denizin koyu laciverte, hatta siyaha kaçan bir renk aldığıydı.

Bir gece deniz fenerinin dibinde otururken denize girenleri izledim. Sarhoşlardı ve hiçbir şeyden ürkmüyorlardı. Dolunay yakamozunu denize sitem edercesine mükemmel bir şekilde yansıtıyordu. Birden ‘İmdat!’ diye bir ses duydum. Etrafıma bakındım. Gecenin bu saatinde ben ve sarhoş gençlerden başka kimse yoktu! Gözlerim gittikçe daha da yükselen imdat sesine doğru yöneldi. Denizin ortasına kadar açılan sarhoşlardan biri sanki can çekişiyordu. Gitmeye korktum. Çocuk, çırpınmaya devam ediyordu. Arkadaşları ise alkolün etkisiyle olacak ki; onu duymuyorlardı. Uzaklaşan sesle birlikte yardım isteyen genç de yavaş yavaş suyun derinliklerine gömüldü, görüş alanımdan kayboldu. Ertesi gün olanlar için gerekli kuruluşlara haber saldım. Hiç kimse gidemiyordu oraya.

Kasabada gün geçtikçe büyük bir kaos yaşanıyordu. Her gün en az iki kişi, olanları bilmelerine rağmen meraklarına yeniliyor; denizin soğuk ve derin sularına hareketsiz bedenlerini bırakıyorlardı. Sahil güvenlik yerinden kıpırdayamıyor, korkusundan hiçbir şey yapamıyordu. Yıllarca deneyip aynı sonuçlara ulaştıklarından artık sadece gizemli yere yasak getirip bu şekilde önlem alıyorlardı kendilerince. Bir gün kendi kendime bir karar verdim. Gidecek, orada neler olduğunu öğrenecek ve gittiğim gibi de aynen geri gelecektim. Bunun için Pazartesi sabahını seçtim. Hafta arası ve haftanın başlangıcı olduğu için pek fazla insan olmazdı kumsalda.

Günlerden Pazartesi. Yüzmeye başladım ve giderek açılmaya. Gün henüz yeni doğuyordu. Hafiften güneşin ışıkları ince bir çizgi oluşturmaya başlamıştı denizin üstünde. Su, parıl parıl sarı ve beyaz parlıyordu. Gözüme yansıyan ışıklar nedeniyle ara sıra gözlerimi kapatmam yüzmemi güçleştiriyordu. Denizin dibine daldım bir ara. Henüz fazla derin değil. Yosunlara dokunabiliyor, yerden kum çıkartabiliyordum. Aşırı soğuk da değildi. Her yerde koyu yeşil yosunlar ve suyun hareketiyle dans eden uzun, sarı otlar… Yukarı baktığımda denizin üstü saydam bir çarşaf gibi gözüküyordu. Su, halka halka olmuştu kıpırtılarımdan. Güneşin yansıması ise, bir kılıç gibi giriyordu bu çerçeveye.

Yukarı doğru yüzdüm ve tekrar suyun üzerine çıktım. Aynı hizada hızlı ve büyük kulaçlar atıyor; artık bir an önce o yere varmak istiyordum. Biraz daha yüzdükten sonra birkaç metre ileride suyun renginin koyulaşmaya ve denizin kıpraşmaya başladığının farkına vardım. Korkuyla karışık heyecan tüm damarlarımı harekete geçirmiş, kalp atışlarımı hızlandırmıştı. Kulaçlarımı azaltarak yavaşladım. İnsanları bir bir içine çeken kuyuya sanırım çok yaklaşmıştım.
Bir şeyler vardı yakında, deniz hareket ediyordu. Tekrar daldım suyun derinliklerine. Gördüklerim karşısında hayrete düştüm. Fazla yaklaşmadan, uzaktan izledim olanları.

Devamı Perşembe…

Tags:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
28 ⁄ 14 =