fbpx MENU

Cemiyette Pişer Komşuya Düşer

E.Çapar: ‘Star Wars izlemeyeni ciddiye almam!’

25 Mayıs 2015 Comments (0) Views: 3070 ANASAYFA, ASİÇİÇEK, ETKİNLİK, Konser, Müzik

Kırkbinsinek ‘Sis Pus Sus’ Albüm Lansman Gecesi

Geçtiğimiz günlerde Peyote, Türk psychedelic rock topluluğu Kırkbinsinek’in ‘Sis Pus Sus’ isimli albüm lansman konserine ev sahipliği yaptı. Canlı sahnesinde bir sonraki albüm parçalarından da sürpriz şarkılara yer veren grup, 2015’de 60’lar ruhunu tekrar yaşattı.

Sis Pus Sus

Sis Pus Sus

2008’in Mayıs ayında gitar-vokalde Alper Antmen, bas gitar-vokalde Tolga Öztürk ve davul-vokalde Özgür Devrim Akçay ve Tuncay Korkmaz’ın beraberliğinde kurulan grup, ilerleyen dönemlerde Barış Güvenenler’in de çello ile kadroya dahil olmasıyla şu anki halini almış bulundu. Bugüne kadar çeşitli mekan ve festivallerde canlı performans sergileyen grubun Alman plak şirketi World In Sound imzalı ‘Sis Pus Sus’ albümü 21 Mayıs’da raflardaki yerini aldı.

Kırkbinsinek, 60’lı yılların psychedelic akımından etkilenirken Türk ve dünya müziği makamlarına da bestelerinde yer veren çizginin ötesinde bir grup. Grup ismi, Kırkbinsinek’in aynı anda ve yerde bulunmasının yaratacağı sesten yola çıkarak benimsenmiş. Parçalarının yanı sıra doğaçlamaları da can kulağıyla dinlenilesi cinsten. Akıcı ve bir o kadar da dinleyiciyi sahnelerine kitleyen bir performansları var.

21 Mayıs akşamı ‘Sis Pus Sus’ albüm lansman gecesinde, Kırkbinsinek grup üyelerini soundcheck sonrası canlı sahne öncesi lafa tuttum. İşte o keyifli sohbetten arda kalanlar…

Kırkbinsinek

Kırkbinsinek

Müziğe nasıl bulaştınız?

B.G: ‘Biz Özgür ile çok eski arkadaşız. Babalarımız bile birbirinin çocukluk arkadaşı. Ortaokul ve lisede birlikte kurduğumuz müzik gruplarımız vardı. O dönem çello çalmıyordum. Tabii hepimiz akademik olarak müziğe bulaşmamıştık henüz. Lise bittikten sonra Almanca Öğretmenliği’ni kazandım. Özgür de Ziraat Fakültesi’ni kazandı. İki yıl bu şekilde vakit geçtikten sonra Özgür bana gelip ‘İzmir’e gidiyorum!’ dedi. Müzik bölümü sınavlarına girmek istiyormuş. ‘Hadi bende gelip o sınavlara gireyim!’ dedim. 1995 yılında Buca Eğitim Fakültesi Müzik Öğretmenliği bölümünü kazandım. Özgür kazanamadı. Çello ile burada tanıştım. Sonra da İstanbul, İTÜ MIAM’da master yaptım.’

 

A.A: ‘Yıldız Üniversitesi’nde Özgür ile ikimiz sınıf arkadaşıydık. O dönem kuzenim, arkadaşlarım herkes gitar çalıyordu. Bir yaz Manavgat’da fotoğrafçıda gece işi bulmuştum. Analog fotoğrafçılık dönemi olduğundan baskı ile uğraşıyordum. O sırada gitar tıngırdatmaya başladım. Barış Manço, Fikret Kızılok gibi sanatçıların şarkılarını çalıyordum. İstanbul’a geri dönünce de gitar çalmaya devam ettim. Sonuçta buradayım şu an.’

 

T.Ö.: ’16 yaşındayken arkadaşlarımla dükkanın arkasındaki depoda Nirvana dinleyip süpürgeyle gitar çalıyormuş gibi yaparken ‘acaba gerçekten öğrensek de grup mu kursak’ diye düşünürken bir enstrüman alıp onu öğrenmeye karar verdim. İstanbul’a geldiğimde Alper ile tanıştık burada. Basçı olarak başka bir grupla çalmaya başladım ve devamı geldi.’

 

Ö.D.A: ‘Ben müziğe bongo çalarak başladım. Bizim kasetçi dükkanımız vardı ve bütün gün zamanımız Pink Floyd, Bob Dylan gibi müzisyenleri dinleyerek geçerdi. Objektif, Pentagram falan da dinlerdik mesela o zaman. Tüm grupların albümleri elimizin altındaydı ve bir sürü tarz dinliyorduk. Bir gün abim ile kuzenim Bobby McFerrin’in Don’t Worry Be Happy isimli şarkısını dinleyip ‘biz de bu müziği yapabiliriz’ diye müzik yapmaya karar verdiler ve çalışmaya başladılar. Ben de kıskandım tabii. Onlar benim bu işi başaramayacağımı düşünüyordu. İlk zamanlar başaramadım da zaten! (Güldü) Bir sene boyunca dört sayamadım mesela. Sonra oturdum ve çalıştıkça bir şekilde olmaya başladı. Bilgi Üniversitesi Performans bölümünü kazandım; fakat kolumu sakatladım orada ve özensiz davranmam sonucu bursum tehlikeye girdi. Kaybettim. Sonrasında Yıldız Üniversitesi’ne girdim ve Kompozisyon bölümünü bitirdim. Sürekli çalıyorum şu an.’ 

Grup isminizi koyarken Charles Bukowski şiirinin adından esinlenmenizin özel bir sebebi veya anısı var mı?

T.Ö: ‘Grubumuza acil bir şekilde isim koymamız gerektiği sırada Bukowski’nin kitabını karıştırıyordum. Bu olabilir mi, diye gruba sundum. Sonrasında arkadaşlarım bu ismi olumlu karşılayınca ‘Kırkbinsinek’ artık bizim adımız olmuş oldu.’

Ö.D.A: ‘Eskiden daha çok dans ediyordu insanlar.'

Ö.D.A: ‘Eskiden daha çok dans ediyordu insanlar.’

2008’den beri çalıyorsunuz. O zamandan bu zamana dinleyici kitlenizde ve mekanlarda ne gibi değişiklikler gözlemlediniz?

B.G: ‘O zamandan bu yana seyirci coşkusunu yitirmiş gibi görünüyor birazcık. Sanki sadece dinleti izleyip alkışlayan bir kitle var artık. Eskiden biraz daha hareketli oluyordu konserler. Günümüzde sadece punk konserleri öyle. Benim gözlemim o yönde. ‘

 

Ö.D.A: ‘Benim tespitim, kapalı mekanlarda sigara içiminin yasaklanmasıyla ilgili. İnsanlar canlı performans sırasında sigara içmek için dışarıya çıkıyor. Sohbet orada bir şekilde devam ediyor. Dinleyici kitlesinin %40’ı, bazen %60’ı mekanın dışında vaktini geçirdiği için müziği dinleyemiyor zaten.’

 

A.A: ‘Ben de konsere gitme ve müzik dinleme alışkanlığının biraz azaldığını düşünüyorum. Artık konsere gitmekten çok kafayı bulmak ve aşırı hareketli, çok yüksek sesli müzik dinlemek daha büyük önem taşır hale geldi gibi.’

 

Ö.D.A: ‘Eskiden daha çok dans ediyordu insanlar. Ben tabii ki bunu şuna da bağlıyorum; geçen gün Dunia’da sahne aldık. Seyirciler dinliyor normal. Sonra bir grup geldi. Çoğunluğu yabancıydı. Büyük bir ihtimal Erasmus tayfası.’

Onlar bayağı bir eğleniyor yalnız. Geldikleri mekana renk geliyor neşeleri ve hareketleriyle resmen.

Ö.D.A: ‘İşte onların bizimle birlikte aynı çelişkiyi yaşamadıklarını düşünüyorum. İnsanlar bizim müziği ve bizim tarzdaki müzikleri dinleyince muhtemelen kendi iç dünyalarında bir yolculuğa çıkıyorlar. Müzik onları başka bir tarafa, daha içsel bir noktaya götürüyor. Bu iyi bir şey mi, kötü bir şey mi, o tartışılır. Yani; onlar için müzik, bir hareketlendirme yaratıyor ve onlar dans ediyor. Kendilerini bırakabiliyorlar müziğe. Diğer dinleyiciler de daha derine bir yerlere gidiyor.’

 

B.G: ‘Bu sanki muhafazakar kesimin biraz yükselmesiyle de ilgili. Çünkü eğitim sistemi, ahlaki değerler vb. çok şey değişti. Yeni bir nesil var artık ve bence bu nesil, kendini o anlamda frenliyor.’

Grupça bir ütopyanız var mı?

A.A: ‘Geçenlerde konuştuk aramızda bunu. Bir tane büyük kasalı bir kamyon ve kamyonun üstünde güneş panelleri var. Kenarlarını açtığın zaman hazır bir sahne olacak. O kamyonla gezip istediğimiz yerde çalıp yola devam edeceğiz. Böyle bir ütopyamız var.’ 

A.A: 'Sadece vokal üzerinden değil de...'

A.A: ‘Sadece vokal üzerinden değil de…’

Vokal soundundaki Erkin Koray tınısı, zamanında onu çok dinlemenizden mi kaynaklanıyor; yoksa tamamen tesadüf mü?

A.A: ‘Sadece vokal üzerinden değil de genel müzik üzerinden bunu anlatayım birazcık. Genel olarak etkilendiğimiz 60’lar ve 70’ler müziği aslında. Bu hem o dönemlerdeki folklorik müziklerden hem de yurt dışında gerçekten psychedelic rock yapan grupların müziklerinden bir karışım aslına bakarsanız. Bazı parçalarımız direk buranın folklorüyle alakalı ve oradan beslenen birtakım makamlar, modlar var. Dolayısıyla vokal de ona göre şekilleniyor. Erkin Koray konusuna gelince; doğru bir yaklaşım diyebilirim. Sadece Erkin Koray değil de Cem Karaca, Barış Manço’da olabilir bu. Anadolu pop akımından etkilendiğimizi söyleyebilirim.’

Sis Pus Sus’a nasıl bir geri bildirim bekliyorsunuz?

A.A: ‘Sis Pus Sus’u aslında albüme koymayı geziye bir selam çakmak adına benimsedik.’

 

T.Ö: ‘Albüm genelinde ise daha çok yeni. Olayı henüz kestiremiyoruz açıkçası.’

 

Ö.D.A: ‘Daha albümü bugün aldık ayrı konu da…’

(Gülüşmeler)

(Güldüm) Hikayesini bir dinleyelim o zaman… 

A.A: ‘ Albümümüzle ilgilenen kişi Amerika’da çölde düzenlenen bir rock festivaline gidiyor ve ‘ben sizin albümü yolladım; elinize ulaşacak’ diyor. Biz de bu hafta gelir, önümüzdeki hafta geliyor diye bir bekleyiş içerisine girdik ve albüm bir türlü gelmedi. Bugün de albüm tanıtım günü. Olacak mı; olmayacak mı derken yavaştan ümidi kesmeye başladık. Bu sabah kargo takip numarasının e-postaya düştüğünü görünce bir şekilde organize olup gümrüğe gittik. Aldık plak ve cdleri.’

 

Ö.D.A: ‘ Taksiye biner binmez ilk sorduğumuz ‘cd çaların var mı’ oldu. Albümü taktık ve ilk defa bu şekilde dinleyerek Taksim’e geldik.’

Albüm kayıtlarının sürecinden biraz bahseder misiniz?

Ö.D.A: ‘Albüme 2009 senesinin Kasım ayında Maslak 1024’de başladık. Grup o zaman üç kişiydi. Barış yoktu.’

 

A.A: ‘Orada birkaç parça kaydettik. 2010’da Özgür’ün mecburi olarak askere gitme durumu ortaya çıkınca bir süre kayıtlara ara verip onun askerden dönmesini bekledik.’   

 

Ö.D.A: ‘Askerden döndüğümde aramızda hep konuştuğumuz bir konuyu artık hayata geçirme kararı aldık. Müzikte bir blok olarak müziğin katmanlarını düşündüğünüzde; alt katmanın oldukça iyi olduğunu, üst

Fotoğraf: Birge Başak

Fotoğraf: Birge Başak

katmanın da oldukça iyi olduğunu ama orta katmanda ciddi anlamda bir boşluk olduğunu bilirsiniz. Biz burayı kirlilik (noise) ile dolduruyorduk. Bir süre sonra kendimiz de yorulmaya başladık bu durumdan.’

 

A.A: ‘Özgür iki davulcu gibi çalmaya başladı, ben ekstra sesler kullanmaya başladım. Tüm bunlar olurken istediğimiz şeyin daha yumuşak bir şey olduğunun farkına vardık.’

 

Ö.D.A: ‘Kolumu sakatlayıncaya kadar çaldım. (Güldü) Sonra da Barış gruba geldi.’

 Röportaj: Asiçiçek

Son olarak; Kırkbinsinek psychedelic band 30 Mayıs’da Eskişehir Peyote, 20 Haziran’da İstanbul Peyote ve 27 Haziran’da Burgazada Cennet Bahçesi’nde sahne alacak. 

Tags: , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
19 + 24 =