fbpx MENU

Hakan Kurşun İle Stüdyo Kahvesi

Franz Kafka

19 Ekim 2014 Comments (0) Views: 2296 ANASAYFA, Kitap

Pazar OT’laması

Pazarlar başkadır benim için. Yarım kalan işleri ertesine bırakan ve geniş aileyi bir araya getirip kalabalık sofralarda buluşturan bol keseden neşeli, matrak bir yuvadır haftanın en son günü. Bazen de dinginliği sever. Önü deniz, arkası orman; koskocaman bir alandır insanın kendine vakit ayırdığı masum ve sempatik Pazar. Öyle ya da böyle her halükarda kendini özel kılan -keyfinden midir nedir bilinmez- çabuk biten zaman dilimine gönderme yaptığım ender günlerden biridir.

Bal dudak zıpır yeğen, ev ahalinin en erkencisi. Saat 7’de açmış fal taşı gözleri, dikmiş kendini ayağa! Elinde bir pipet yanağımda üfürük rüzgarlarıyla açtım gözlerimi şaşkın Pazar’a. Meşhurdur biraz daha uyuyacağım demelerim. Kahvaltı hazır olduğunda -1 saat sonra falan- uyandıracakmış madem beni. Yeğenle anlaştık. Gitti içeriye. Sonra her on dakikada bir tekrar geldi bizim velet: ‘Zaaale! Kahvaltı hazır olsun, seni uyandıracağım tamam mı?’ Hep bunu hatırlatıp durdu. Yani; sözüm ona, unutmadım durumunu göstermek için epey git-gelli bir hayli düşünceliydi bizimki. Olayın özünü değil, sözünü kavramış. Vesselam o uzatmalı uyumalarımı eyleme dökemedim bu hafta. Neyse ki; uyumanın yerini tutabilecek bir şey idi güne kahkahalarla başlamak.

Çaydanlıkta dem tazelene dursun; bir yanı Güneş’li diğer tarafı kömür bulutlu -gök yarıldı yarılacak, yağmur boşanacak- gün başlamıştı erkenden benim için. İşte böyle bir günün sabahında tanıştım ben onunla. Önce biraz bakıştık, sonra ağır aksak kaynaştık. Biraz zaman geçti; bir baktım bayağı anlaşıyoruz. Görünümü ince, ruhu dolu. Hem kırılgan, hem güldüren. Doğu’dan trene bindiriyor sizi, Batı’da iniveriyorsunuz hiç farketmeden. Usulca alıp gezdiriyor sizi diyar diyar. Bildiğin kafa yapıyor! Duygu-düşünce istasyonlarına atıfta bulunurken karambole geldiyseniz, eyvah! Düşmek serbest değil kolaydan. Bir sonraki sohbet, ilk başladığınız noktanın bir üstüne taşıyor merakınızı. İniş çıkışları olan, gerçekle hayal arasındaki sınırları zorlayıp güldürürken düşündüren, düşündürürken hüzünlendiren ve mizahla edebiyatı harmanlayan dolu dizgin bir dergi OT.

Okudukça okuyası geliyor insanın. Dili basit, baymıyor OT derginin. Tek bir öykünün betimlemelerle donatıldığı, uzatıldıkça uzatıldığı birkaç sayfaya yaymıyor hikayelerini. Darlamıyor okuyucuyu. Halk pazarı kıvamında her telden fikrin yer aldığı, bilindik yurdum insanının rahatlıkla okuyabileceği bir yayın. OT’un bir başka özelliği de; her sayıda süpriz yazarları bünyesinde barındırması. Ekim sayısında Alt Kat Üst Kat Konuşmaları’nda Nejat İşler & Ercan Mehmet Erdem sohbetine, Sıcak Temas’da Cem Yılmaz’ın söylediklerine tanık oluyoruz. Tali Yol’da Sinan Sülün, Mori’ye Aşkın Dokunulmazlığı’ndaki kadifemsi duygulardan bahsederken, Tencere Kapak İlişkisi’nde Pijama – Terlik beraberliğine bir göz atmış Merve Nazik mizahi yönleriyle.

Benim Pazar OT’laması da böyle geçti işte. Biraz şen şakrak, az düşünceli. OT’la otlayınız, otlattırınız! Neşeli Pazarlar efem.

Tags: , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
3 × 8 =