fbpx MENU

Asiçiçek

Jamaica’dan Tribe’a Geçiş İle Oje Silme Derdine Son!

3 Aralık 2014 Comments (0) Views: 2298 ANASAYFA, ASİÇİÇEK, Müzik

Persona’dan Uyurgezer’e

Uzun süredir müzik camiasının içinde olan Türk rock grubu, ani bir kararla Persona’dan Uyurgezer’e taşındı. Kadroda hiçbir değişiklik yapılmadan sadece isim değişikliği yoluna gidilmesinin iç yüzünü merak ettim ve grubun kurucularıyla görüştüm.

Gitarist T. Erdem Yanık ve davulcu Aras Erbilgin, pek çok müzisyen gibi sütten ağzı yanan ve artık yoğurdu üfleyerek yiyen iki insan. Onların başından geçen tatsız olay, aslında çoğu müzik grubunun başına gelebiliyor. Eğer bir grubunuz varsa mutlaka ‘isim hakkı’ için yasal yollara başvurmalı ve işinizi en başından sağlama almalısınız.

Eski ismiyle Persona, yeni adıyla Uyurgezer olan grup, beş yıldır yoluna devam ediyor. Yaptıkları müzik; yer yer progresif bazlı Türkçe rock. Grubun kurucuları gitarist T. Erdem Yanık ve davulcu Aras Erbilgin ile Beyoğlu’nda bulunan Stüdyo Smart’da buluştum. Südyoya girdiğimde, prova odasında bir grup vardı bangır bangır müzik çalan. Grubun provaya mola vermesi ve soluklanmaları üzerine; Athena’nın eski davulcusu Turgay Günaydın ile tanışmam da keyifli sohbetimizin şekeri oldu.

Uyurgezer parçalarının, özellikle klavye partlarını ve gitar sololarını seviyorum ben. Davulcunun tuşeleri ve vokalin bas ile tiz arasındaki geçişleri de son derece yerinde bence. Volkan Ezer yönetmenliğindeki ‘Şeytan’ isimli şarkıya çekilen klip sonunda bitti. Ben izledim tabii; ama tüyo vermek olmaz şimdi. Merak edin biraz da izleyiverin gari!

Aras Erbilgin & T. Erdem Yanık

Aras Erbilgin & T. Erdem Yanık

Müziğe nasıl başladınız?

Aras Erbilgin: ‘Bir gün arabada giderken ağabeyime davul çalmak istediğimi söyledim. Benim hayatımda izlediğim ilk canlı grup Athena idi. Burada Athena’nın eski davulcusu Turgay Günaydın’ın davul dersleri verdiğini öğrenince derslere başladım.’

 

T. Erdem Yanık: ‘On dört yaşına kadar müzikle hiçbir alakam yoktu. Lisanslı futbolcuydum. Bas gitaristimizle dostluğumuz çocukluk yıllarıma dayanır. Cihangir’de otururken yakındık birbirimize. Sonra taşındık biz. Aradan yıllar geçti ve anneler görüşmek istedi. O esnada Gökhan’ın elinde gitar görüp ben de heveslendim. Gökhan birtakım şeyler biliyordu ve bildiklerini bana da göstermeye başladı. İlk gitarımın yeri bende ayrıdır, hala saklarım. Daha sonra elektro gitara geçtim. Özellikle armoni konusunda arkadaşım Gökhan Ölke’nin bana çok büyük faydası dokunmuştur.’ 

İkinizin yolları nasıl kesişti?

T. Erdem Yanık: ‘1999’dan beri var bu stüdyo. Ben 2003’den beri buraya geliyorum; ama tabii ilk başlarda müşteri olarak gidip geliyordum. 2008’de burada çalışmaya başladım. Geçen sene ise; Stüdyo Smart’ı devraldım. Bu süreçte Aras ile tanışmış olduk aslında.’

 

Aras Erbilgin: ‘Bir gün arkadaşım Ahmet ile beraber burada otururken kapı çaldı ve içeri bir grup girdi. Dört kişinin de giyimleri tam 80’ler konseptiydi. Kovboy şapkaları, çizmeler… Tamam (!) dedim. San Francisco’dan kopup gelmiş adamlar! Sonra içeri girip provaya başladılar. Glam rock çalıyorlardı ve gitarist çok iyiydi. Bir süre sonra Ahmet buradan ayrıldı. Onun yerine birinin başlayacağını biliyordum; ama kimin olduğu hakkında bir fikrim yoktu. Ben de o sıralar davul dersleri aldığım için sık sık buraya geliyordum. Bir baktım ki; geçen dinlediğim hard rock grubunun gitaristi Erdem karşımda duruyor. Beste grubu kurmayı çok istiyordum. Hemen Erdem ile muhabbeti kurdum ve tanışmış olduk.’

Persona’nın hikayesi nasıl başladı?

T. Erdem Yanık: ‘Benim burada çalışmaya başladığım dönem Aras ile daha sık görüşmeye başladık. Aras, 7-8 saat odaya kendini kapatır davul çalışırdı. O zaman içerisinde daha samimi olmaya başladık. Onun kafasında her zaman ‘abi beste olayına girelim’ durumu vardı. Benim bazı projelerim vardı tabii; ama asıl istediğim; sağlam bir alt yapı oluşturup ondan sonra grubu kurmaktı. Şartlar o şekilde ilerlemese de biz, 2008 sonu 2009 başında grubu kurma kararı aldık.’

 

İlk parçamız eşimin sözlerinden oluştu. Sözler yazıldıktan sonra onu söyleyecek bir vokalist ve şarkıda bas gitar çalacak olan basçı da lazım. Aynı zamanda şarkının alt yapısında klavye, piyano gibi bir enstrüman istiyorduk. Bir ekip toparladık ve onlarla iki yıla yakın çalıştık. Beste grubu olarak devam ettiğimiz ilk bir yıl ismimizi Persona olarak koymadık. Bu isimde başka bir beste grubu olduğundan bunun etik olmayacağı kanısındaydık. O grup bir yıl sonra dağılma kararı aldığında 2010 yılında Persona ismiyle yolumuza başladık. Dört yıldır bu isimle konserler verdik, çeşitli projelerde bulunduk ve sosyal medyada insanlar bizi öyle tanıdı.’

Persona’nın hangi anlamını kullanıyordunuz?

T. Erdem Yanık: ‘Bilinç ve bilinç dışı manalarını temsilen Türkçe anlamını kullanıyorduk. Çünkü; Türkçe müzik yapıyorduk.’

Peki, sizi Persona’dan apar topar Uyurgezer’e taşıyan neydi?

T. Erdem Yanık: ‘Günün birinde başka bir grup çıktı ortaya Persona ismiyle ve bir albüm çıkarttı.’

 

Aras Erbilgin: ‘Sessiz sedasız, bize sormadan…’

Bu bir tesadüf mü?

T. Erdem Yanık: ‘Grubun bu olaydan kısa bir süre öncesine kadar başka isimde bir grupları vardı. Özellikle bazı oklar birkaç tanıdığımız ismi gösterdiğinden tesadüf olduğunu asla düşünmüyoruz.’

 

Aras Erbilgin: ‘Biz Persona grubunun ismini kaybettikten sonra dedik ki; bir isim koyarsak bunu belirlemeyelim. Bu konuda hukuki işlemler yoluna gidelim. Çünkü; çalınma olasılığı varmış. Bunu gördük.’

Aslında ‘Uyurgezer’ ismi kulağa daha bir hoş geliyor.

T. Erdem Yanık: ‘Teşekkürler. Persona ne kadar orijinal bir isim olsa da kolay akılda kalabilen cinsten değildi esasen. Çoğu insan ‘P’ harfini hatırlayıp devamını getiremiyor ve grubumuzun adını bir daha soruyordu. Bu zamanda hem Türkçe hem kullanılmayan bir isim bulmak neredeyse imkansız. Basit ve akıldı kalıcı bir grup ismi oldu Uyurgezer.’ 

Kadroda kimler var şu an?

Aras Erbilgin: ‘Vokalde Onur Ak, klavyede Murat Akçay ve bas gitarda Gökhan Ölke, gitar ve geri vokalde ise; T. Erdem Yanık var. Davullar bana ait.’ 

 

T. Erdem Yanık: ‘2011’den beri bu kadro ile yolumuza devam ediyoruz.’

Biri tatlı, diğeri tuzlu iki anınızı merak ediyorum.

Aras Erbilgin: ‘Bir tanıdık vasıtasıyla camiada çok iş yapmış bir yapımcının evine gittik. Bizim şarkımız ile onun bize dinlettiği parça arasında uçurumlar vardı. Biz modern rock bir kayıt ile oraya gitmişken, bizden yapmamızın istendiği şarkı 9/8’lik bir antitezdi.’

 

T. Erdem Yanık: ‘Bizden dinlediği şarkıya yapımcının ilk yorumu; ‘ben bu şarkıyı televizyonda yayınlayamam’ şeklinde oldu. Aras’ın morali çok bozuldu oradan çıktığımızda. Ben bekliyordum böyle bir tepkiyle karşılaşacağımızı açıkçası; ama ben de kötü oldum sonra. Yapımcı yine de bir açık kapı bıraktı bize. Madem birlikte bir şeyler yapacağız; ‘bir parça hazırlayın, sazlar olmasın’ dedi. Zaten buradaki sazlar ibaresi aslında hang piyasaya hitap ettiğini gösteriyor. Akustik bir şekilde çalıp eğer olursa birlikte kayıt alacaktık. Akabinde Onur, Aras ve ben stüdyoya girdik. 9/8’lik bir parçayı rock’a çevirmeye çalıştık. Parçayı yaptık, hiçbir sorun yok; ama bize vermiş olduğu hissiyat, bizde yaratmış olduğu etki tam bir tramvaydı! Herkesde moral sıfır ve vazgeçtik.’

 

Aras Erbilgin: ‘Kesinlikle bu parça aramızda kalmalı ve hiç kimseye bahsetmemeliyiz dedik. Çünkü; gerçekten biz bu müziğin insanı değildik. Albüm için bunu kendimize yapamazdık. En tuzlu anımız buydu.’

Trajikomik olmuş aslında! (Gülüşmeler) Peki, en tatlısı..?

Aras Erbilgin: ‘En tatlı anımız klip çekimiydi.’ 

 

T. Erdem Yanık: ‘Klip çekimine karar verdikten sonra günü ve saati belirledik. Ben önden bir Kumburgaz’a gittim. Volkan ile birlikte klipte oynayan arkadaşımız Nehir Uçar’ın sahnelerini çektik. Grup sahnelerine geldik. Ekipmanı komple götürmemiz lazım. Onur’un arabasıyla gideceğiz; ama klavye bagaja sığmıyor. Klavyeyi mecbur arka koltukta kucağımıza aldık. Sıkış tepiş vaziyetteyiz. Kamyonun altında kalıyorduk az kalsın. Kamyon şoförü kafasını çevirip arabamızın içine baktığında beş tane sap, kucakta klavye görünce bayağı bir afalladı. Komik bir andı.’

 

Aras Erbilgin: ‘İstanbul’dan yola çıktığımızda günlük güneşlik bir hava vardı. Arabaya bindik. Normal yolda gidiyoruz. Bir yokuşa geldik. Yokuştan sonra çok geniş bir alan önümüze çıktı ve tam karşımızda kara bulutlar var. ‘Soğuk bir havaya giriyoruz’ dedim. Aniden gökyüzü karardı, yağmur çiseliyor ve hafif bir rüzgar… Arabadan indiğimizde hava çok soğuktu. Biz, süper ince giyinmişiz. Üstelik deniz kenarında çekeceğiz klibi. Klip boyunca davul başında terleyip üşüdüm. Kaslarım istem dışı kasıldığından farkında olmadan senkranizasyonu kaçırıp durdum. Klibi sürekli durdurup yeniden devam etmek zorunda kaldık sürekli.’

İlk klip mi Şeytan?

T. Erdem Yanık: ‘İlk klibi aslında ‘Benim Gibi Değilsin’ isimli progresif parçamıza çekmeyi düşünüyorduk. Kaydını SAE’de aldık, mix’i bana ait. Parçanın siyasi bir kimliği de vardı aynı zamanda. Güzel mesajlar veriyordu. Klip, günümüzü yansıtan iki askerin çatışmasını anlatacaktı. Askerler ölmüş; ama neyin savaşını verdiklerini bilmeden hala devam ediyorlar bu sürece. Yukarıda ağlayan insanlar, mezarlık çekimleri, asker kostümleri, zombiler vs. Çok güzel bir kurgusu oldu açıkçası klibin. Oturduk saatlerce konuştuk üzerinde. Aradan sekiz ay geçti, anlaştığımız yönetmenden haber yok. O esnada Volkan Ezer ile oturup konuştuk ve başka şarkımıza klip çekme kararı aldık. O da ‘Şeytan’ oldu.’

Şeytan kim?

T. Erdem Yanık: ‘Aslında hiç kimse. Şeytan, kişinin kendisi.’ 

 

Aras Erbilgin: ‘Sözler kişiye ithafen gibi dursa da aslında kişi, kendisine söylüyor o sözleri. Küskünlüğü de kendisine karşı, kafeste olan da kendisi. Bir nevi; kişinin kendisiyle olan çatışması anlatılıyor.’ 

Klibin konseptini nasıl belirlediniz?

T. Erdem Yanık: ‘Konsepti, parçanın sözlerine biraz daha yakın; ama çok da konu işlemeyen bir klip olarak belirledik. Misal; kafes içindeki elma, Havva’nın cennetten kovulmasını temsilen kullanıldı. Oradaki karanlık havayla beraber kurguladığımız şey, insanlara birtakım mesajları alt yoldan vermekti.’

 Besteler kime ait?

Aras Erbilgin: ‘Besteler hepimize ait. Melodi ve gitar partisyonları anlamında besteyi ilk aklına getiren Erdem oluyor. Sonra onunla beraber stüyoya girip parçayı düzenliyoruz. Daha sonra sözleri Onur yazıyor ve herkes kendi partisyonlarını yazıyor.’

Albüm çıkarmayı düşünüyor musunuz?

T. Erdem Yanık: ‘Şu an için öyle bir planımız yok; lakin albüm yapmaya karar verdiğimizde, kendi imkanlarımızı değerlendirip albümü bu stüdyoda kaydedeceğiz. Albümden önce, single ya da maxi single gibi bir şey düşünüyoruz. Amacımız; şarkımız ve klibimizle tanınabilirliğimizin artması. Bir sonraki adım, EP çıkartmak olabilir.’ 

 Türkiye’de Türk rock müziğinin dünden bugüne gelişim, değişim sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aras Erbilgin: ‘Yükselip düşen bir grafik görüyorum. 90’lardan itibaren yükselen ve günümüzde ciddi çöküşe geçtiğini düşündüğüm bir süreç. 70’lerdeki kökenlere baktığımız vakit, daha yeni Batı müziği olduğu için oradan bir alma ve cesaretli adımlar var. Kurtalan Ekspres ve Moğollar’ın iyi çalışmaları var. Orta Asya Türk müziğini Batı müziğiyle sentezledikleri çalışmalar var. Bunu Moğollar çok iyi yapıyor. Üç Hürel var mesela. Bu gruplar Türkiye’de rock müziği oluşumunun başını çeken isimler hep. Daha sonra Pentagram’ın çıktığı 90’lar dönemi var. Volvox vardı. Yavuz Çetin, Kargo… O dönem kayıtları ile bugünün kayıtları arasında ciddi bir kalite farkı ve düşüş mevcut.

 

Rock müziğe olan ilginin kaybolduğuna inanmıyorum; ama rock müziği icra edenlerin ilgisini kaybettiğini düşünüyorum. Mix’ler ve şarkı düzenlemeleri gibi pek çok detayla daha özensiz çalışmaların ortaya çıktığı aşikar. ‘Hadi bir albüm çıkartalım da daha çok para kazanalım’ gibi geliyor kulağa hepsi. Para zaten çok ciddi bir mevzu, orası belli; ama bundan çıkmak gerekiyor. Eğer söz konusu para ise; zaten bir Türk rock grubu, ülkemizdeki pop gruplarıyla veya bir arabeskçi ile hiçbir zaman yarışamayacak.’

Bu süreci iyileştirmek için ne gibi adımlar atılmalı?

Aras Erbilgin: ‘Cesaretli olunması ve rock müzik yapanların birbirleriyle iletişim halinde olması gerekir. Mesela, bizim gibi piyasada belli bir seviyenin altında kalmış; ama çıkmayı bekleyen ve albüm çıkartma aşamasında olan bir sürü grup var. Çoğu birbiriyle kopuk. Türkiye’de Duman veya Mor Ve Ötesi gibi öncü ve başarılı grupların cesaretli davranıp diğer müzisyenlere bu konuda kol kanat germesi lazım. Çünkü; vaktiyle bu konuda parayı kazanmış olan insanlar onlar. Yol gösterecek olanlar da onlar. Eğer biz olmazsak onlar da olamayacak. Kitle gittikçe azalıyor. 

 

T. Erdem Yanık: ‘Alen Konakoğlu’nun yaptığı iyi işler var. Hakkını yemek istemeyeceğimiz diğer bir isim de Hakan Kurşun. Çok sevdiğim insanlardan bir tanesidir. Sistem içerisinde kendi kendine yol olan ve kendine has tarzı olan bir müzisyendir. Yapmış olduğu işler son derece başarılı. Hakan Kurşun’un daha çok kıymetinin bilinmesi gerektiğini düşünüyorum.’

personadan uyurgezere3

‘Renkli Sen okuyucularına vermek istediğiniz mesaj nedir?’

İnsanlar size nasıl ulaşabilir?

Aras Erbilgin: ‘Uyurgezer’in Facebook sayfasından ulaşabilirler.’

Renkli Sen okuyucularına vermek istediğiniz mesaj nedir?

T. Erdem Yanık: ‘Müziğe olan inancınızı kaybetmeyin!’

 

Röportaj: Asiçiçek

Tags: , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
20 + 10 =