fbpx MENU

1 Hindistan Cevizinden 3 Beyaz

Çiçek Çocukların Renkli Eğlencesi: Neonfest!

10 Temmuz 2015 Comments (0) Views: 2033 ANASAYFA, Sinema

Scarlett Johansson’dan Her Yıla Bir Bilimkurgu

Scarlett Johansson’un yer aldığı yapımları ve oyunculuğunu genelde severek izliyordum. Ta ki 2013’de gösterime giren Under The Skin faciasına kadar. O film bende önyargı mı oluşturdu Johansson’a karşı bilinmez, 2014 çıkışlı ‘Lucy’ ile tanıştığımda pek bir tereddütlü yaklaştım filme. Tekrar algı değişikliğime sebep olan yapım, bu sefer beni koltuğa kitlemeyi başardı.

Lucy

Lucy

İlk başta merakla izleyiciyi saran Under The Skin, sonrasında ‘ay şu filim bitsin de artık ne olacağını görelim’ edasıyla ıkına sıkıla kendini izlettiren tam bir bilimkurgu daniskasıydı. Film boyunca derme çatma kamyonetle oradan oraya seyahat eden -şehirlerarası taşımacılığı kendine meslek edinmiş- cazibeli uzaylımız rolünde tabii ki Scarlett ablamız vardı. Ne yazık ki kargo paketi niyetine araca aldığı erkek figüranlar ve onları mabetine götürdükten sonra yaşanan olaylar kurgusu her seferinde biraz daha kabak tadı vermişti. Sonu havada kalan türden bir yapımdı. O bahsettiğim mabetteki görsel tasarım ve çekimlerin harikalığını bir cebe koyarsak, diğer cepte izlenecek pek de bir şey kalmayacaktı.

2014 çıkışlı Lucy’i birkaç gün önce nihayetinde izledim. Yargılar çöpe, Scarlett Johansson bir yıl sonra yine bir bilimkurgu senaryosunun başrolünde. Filmin yönetmen koltuğunda, 90’larda ses getiren yapım The Fifth Element’den anımsayacağınız Fransız yazar ve prodüktör Luc Besson oturuyor. Oyuncular arasında Morgan Freeman gibi hatrı sayılır isimler var. Hikaye, gece hayatını seven ve sadece birkaç gün birlikte vakit geçirdiği sevgilisi Richard’ın tuzağına düşen Lucy (Scarlett Johansson) ile başlıyor. Tayvan uyuşturucu mafyası tarafından karnına yerleştirilen sentetik uyuşturucu ile birlikte dünyası değişen Lucy’nin algılarında ve farkındalığında ciddi bir artış gerçekleşiyor. Yeraltı dünyası, mafya, çeteler derken bir anda kurgu, izleyiciyi telekinezi, duygu kaybı dahilinde acıyı hissedememe, zamanda yolculuk, akıl okuma gibi durumlarla sorgulattıran enteresan bir seyahate çıkartıyor.

Bilimkurgu Mu Fantastik Mi?

Gelelim filmi biraz daha deşmeye… Senaryo her ne kadar ilgimi çekmiş ve Under The Skin hayal kırıklığı üzerine toprak örtmüş olsa da tam anlamıyla hakkını veren bir bilimkurgu idi diyemem.

Bilimkurgu sineması öncesinde yapılan ciddi araştırmalar dahilinde elde edilen veriler sonucu desteklenilen teori ve kuramların, o yapımı daha da keyifli izlenilebilir kıldığı su götürmez bir gerçek. Işınlanma, uçan kaçan araçlar, zamanlar arası yolculuk, akıl oyunları, uzayda yaşam gibi üzerinde araştırmaların yapıldığı, şu an var olmasa bile gelecekte gerçeklik kazanabileceği düşünülen olasılıkları konu alan filmlerdir bunlar.

Lucy’de konu, insan beyninin %10’unu kullandığı üzerinden yürüyor. Bu mit henüz tam olarak kesinleşmediğinden ve kurgu buna odaklı ilerlediğinden, bilimkurgudan ziyade fantastik sinemaya daha yakın bir yapım olarak seyrettim Lucy’yi. Özellikle Freeman’ın öğrencilerine ders verdiği sahnede bunu farklı bir şekilde destekleyerek izleyiciye aktarılması, üniversitede ders verilecek kadar gerçekçi olmasından ziyade bende filmin gerçekliğini yitirerek o dakikadan sonra tamamen farklı bir bakış açısıyla izlememe neden oldu. Arıların varlığı ile dünya arasındaki bağ ve önemini anlatan bir ders olsaydı tamam; ama bu filmde bahsettiğim sahne gereksizdi. Ters etki yaptı.

Bilimkurgu olarak değil de fantezi sineması izlemek isteyenlere daha keyifli dakikalar yaşatabilecek bir yapım. Pek çok yerde asyalı çekik gözlü adamların manasız aksiyon sahneleri ve güldüren amaçsız replikleri var. Mizahi yönü de ağır basan Lucy, izleyiciyi güldürürken bazı sahnelerde de ekran başına kitlemeyi ihmal etmiyor tabii. Buz mavisinin dibine vurulduğu görsel şölenler, Enter The Void filmindeki geçişleri andıran perspektif yolculuk vb. sahneleri sevenlerin ilgisini çekebilecek türden bir yapım.

Basit Can Sıkan Çekim Hataları

Aranan bulur edasıyla sırf mantık hatalarını eleştiren ve ana konudan uzaklaşarak yırtınıp filmi didik didik eden yorumculardan haz ettiğimi söyleyemem. Filmin kurgusu, konuyu işleyişi çok daha önemli bana göre; fakat ne var ki hatalar arttıkça yapımın izleyici üzerindeki etkisini azalttığı kanısındayım.

Mantık hatalarının belki de en son aranması gereken alanlardan biridir bilimkurgu dünyası. Eğer bir fizikçi veya kimyager falan değilseniz işin mantık kısmına bulaşmamakta fayda var. Yalnız farkındalığınız yüksek ise bazı sahneler ‘hadi be ordan!’ dedirtip kişiyi filmden çıkartabilir. Bu kadar da göze sokulan çekim hataları keşke olmasa. Bilimkurgudan fanteziye, oradan da gelelim absürt sinema hedesine.

-Spoidir-

Hastanede hayat devam ediyor.

Hastanede hayat devam ediyor.

Filmi götürecek hikayenin başladığı ilk göz alıcı sahnede Lucy’nin karnındaki uyuşturucu patlayıp kanına karışmaya başlıyor. Etkiye tepki kızımız tavana uçup başkalaşım geçiriyor. Tişörtü ve pantolonunun geniş paçaları ondan önce mutasyona uğramış olacak ki yer çekimine meydan okuyup tabana değil de tavana bakıyor. Ekranı dondurup ters çevirdiğinizde sahnenin yerde çekildiği ve sarkan kumaş yönlerinin o yüzden tavanı -aslında tabanı- gösterdiğini anlıyorsunuz. Yapmayın böyle şeyler.

Sadece düşünce gücüyle polisi şoför koltuğundan hop yan koltuğa oturtturabilen ve beynin çokçasını kullanabilen zeki bir kadın için o sürüş neydi ya öyle?! Her şeyi bilen; ama iş araba sürmeye geldiğinde trafiği birbirine katıp ona buna toslayan bir sürücü. Olmadı o iş.

Hastane sahnesinde elinde koskocaman susturucu silahlarla mekana giren Lucy, kafasına göre yürüyüp koridorlarda elini kolunu sallayarak dolaşıyor. Hiç bir görevli ya da hasta çıkıp da “n’apıyorsunuz bayan?” demiyor. Zaten mimiklerdeki korku ifadesi de hak getire. Yok öyle bir şey, görürsem söylerim.

-Spoidir-

Önce Yerde Sonra Gökte, O Her Yerde!

Bir filmi sevebilmem için illa da ölümüne her şeyini beğenmem gerekmiyor sanırım. Tüm olumsuz eleştirilerime ve filmi yerlere batırıp sonra göklere çıkarmama vesile bir nüans vardı Lucy’de: “I’m everywhere” meselesi. Yapım her ne kadar çerezlik bir seyirlik sunsa da bu detay beni benden aldı.

Bana kalırsa beyin kapasitesi, mizah dolu sahneler, aksiyon ve dahası filmin tuzu biberi. Filmde alttan alta verilmek istenen duygu Tanrı ile bir bütün olduğumuz. Geçmiş ve gelecekten yola çıkarsak zaman kavramının pek de var olmadığını ve şu an’ın gerçekliğini işleyen yapım, Tanrı ile evrendeki canlılar arasındaki bağa değinerek varoluş sorunsalına üstü kapalı bir mercek tutulmuş.

Karna yerleştirilen uyuşturucunun ise ‘Hara Çakrası’ da denilen göbek çakrasıyla ilişkili olduğunu düşündürttüren filmde bence gizli bir mesaj var. Çünkü göbek çakrasının tam anlamıyla gelişmesi diğerleriyle olan sevgi bağlarımızın da güçlenmesi demek. Yapay yolla oraya hükmetmesini öğrenen Lucy’de film ilerledikçe, acı ve sevgi kaybına tanık oluyoruz. Eğer o çakraya yeterince hakim olmazsak öfke gibi hisler baskın gelebilir. Şiddet, bağımlılık ve ilişkilerle yakından ilgili olan bu çakradan yola çıkılarak oraya gönderme yapıldığı fikrindeyim. Tam anlamıyla gelişimini ise filmde beynin %100 gelişmesiyle betimleyerek sevginin ışığa, ışığın saflığa, saflığın öze dönüşüne vardırmışlar.

Lucy kamera arkası.

Lucy kamera arkası.

Anlaşılan o ki; Scarlett Johansson her yıla bir bilimkurgu sığdırmaya niyetli. Geçtiğimiz Mayıs ayında ‘Avengers: Age Of Ultron‘ filmiyle yine bilimkurgu dalında boy gösteren oyuncu, 2016’da ‘The Jungle Book’da Kaa seslendirmesiyle kulaklarımızda olacak.

Tags: , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
24 × 26 =