fbpx MENU

Feast Sahneleniyor

Asiçiçek

13 Ağustos 2014 Comments (0) Views: 1485 ANASAYFA, Kafama Göre

Tutku

Yıllar önce tanıştık seninle. Seni ilk gördüğüm zaman defalarca kez canını yaktığımı şimdi çok daha iyi anlıyorum. Manasız hareketlerle dolaştığım, seni sen yapan her kareni amaçsızca parçaladım çocukluğumda. …ve zamansızca! Tezatlık odur ya, bu kadar canını yakmama rağmen yine de her canım sıkıldığında da sana kaçmayı istedi gönlüm. Yalnızca seni istedim yanımda. Sen, hiç istifini bozmadan hep aynı duruluk ve yepyeni başlangıçlarla yanımda olmak istedin oysa. Saf ve temizdin. Her kafamı çevirdiğimde olman gereken yerdeydin.

Zaman geçti sonra. Büyüdüm. Büyüdükçe yeni heyecanlar ve telaşlar sarmaya başladı kalbimi. Unutulur oldun zaman zaman, yalan yok. Sen hiç unutmadın beni. Öylece bana doğru bakardın hiçbir şey söylemeden. Duyardım, konuşamasak da. Sana ilişmemi istediğini hissederdim. İlişirdim. Utanma, sıkılma yoktu; asla da olmadı aramızda. Saatlerce durmaksızın sevişirdik. Yorulurdum bazen. Uzaklaşırdım hemen oradan. Özleyip de seni tekrar sana geri döndüğümde yine beni bekliyor olurdun sessizce.

‘Aşk’ olmalıydı bu tutkulu git-gellerimin sebebi ve senin bensiz yapamama hallerin. Bunu nasıl yapardın bilemiyorum; ama gün içinde muhakkak bir kez de olsa illa ki gelirdi adın, sanın zihnimin bir köşesine. Sana hunharca davranışlarıma rağmen hayrandım bana olan sonsuz anlayışına ve hep yanımdaki saygılı, büyük duruşuna. Suskunluğun beni kızdırmıyor, yormuyor değildi; lakin hiç ummadığım bir anda sana söylediklerimi bana hatırlatıyor ya da öyle fikirler veriyordun ki, hemencecik şükrediyordum hayatımda olduğuna.

Geçmişle sınadın bizi.

Geçmişle sınadın bizi.

Sadece bana da aşık değildin üstelik! Sen, her farklı tene, kokuya aşıktın aslında. Kim bilir kimlerle seviştin soğuk kış gecelerini hafifletebilmek adına veya yazın kavurucu sıcağında bir şezlong tepesinde… Kim bilir kaç vücut muhtaçtı sana dokunmaya, seni hissetmeye kaç zihin açtı.

Sen, nicelerinin hayatına ışık, kimilerinin geleceğine ayna tuttun. Geçmişle sınadın bizi. Çok şey öğrettin. Güldürdün, bazen çok ağlattın. Vietnam’daki bir askerin ardında beklediği nişanlısının gözyaşlarını sildin mektuplarda zaman zaman. Sayısızca şairlerin, yazarların, okurların en yakın arkadaşı oldun. Doğa küstü biraz, ağaçlarla ters düştün yıllar boyu kavgalarla. Sonra öyle bir an geldi ki; o ağaçların gölgesinde soluklanan yalnız bir çobanın kitap okuduğu sıradaki dinginliğiyle hayat buldun.

Gücenmek haddime değil, doğan buna yatkındı. Eğer tüm bu bahs-i değer insanlar olmasa, sen sen olmazdın belki de. Kim bilir? Yıllar sonra sana söylemem gereken ve bir türlü söyleyemediğim bir şey olduğunu farkettim:

‘Sevgili kağıt! Sen hayatımızın çok noktasında tüm insalık adına nelere vesile oldun, neler başardın. Şimdi gelen teknolojiyle birlikte öte-beriye itilmeye çalışılsan da ben seni şahsım adına asla unutmayacağım. Yapmaya çalıştığın ve yapmayı başardığın her şey için sonsuz teşekkürler. İyi ki varsın! Seni seviyorum!’

Tags: ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
2 + 8 =