fbpx MENU
Mandıra Filozofu ziyareti.

Arpabükü İle Mandıra Filozofu’na Ziyaret

Sonbahar kampları ve günlükler...

Kelebekler Vadisi’nde Doğal Afet

Kelebekler Vadisi kumsalı.

7 Ekim 2016 Comments (0) Views: 46942 ANASAYFA, Gezi

Vadi Günlüğü

Kelebekler Vadisi’nde yaşam nasıl, ne yenilir, ne içilir, burada neler yapılır; neler yapılmaz, ulaşımı nasıldır gibi başlıklara değinecek olmamın yanı sıra ömrü hayatıma sihirli değneğiyle dokunan vadinin mistik anlarını, anılarını ve güzel insanlarını da konuma dahil edeceğim. Gerçi pek de anlatılmaz ancak yaşanır olan bu hikayenin akışına kendimi bırakıyor ve sizi vadinin tarifsiz ambiyansına davet ediyorum.

Güdürümsu

Güdürümsu

Güdürümsu, Kelebekler Vadisi ismini, bünyesinde barındırdığı 80’den fazla -özellikle kaplan kelebeği- kelebek türünden alır. Hasan Deniz Bayramoğlu, Entamolog Rıfat Kılar’dan esinlenerek turizme açıldığı andan itibaren ‘Kelebekler Vadisi’ ismini buraya adayarak vadinin bu şekilde dünden bugüne anılmasına olanak sağlamıştır. Faralya Köyü’nde bulunan ve 50 metre yükseklikten vadiyi yararak dökülen şelale, Akdeniz’e doğru dere yatağından yol alır. İki tarafı sarp, dik kayalıklarla çevrili vadinin 1. derecede doğal sit alanı ilan edilmesinin yanı sıra bölgede organik tarım, deniz temizliği ve temiz enerji alanında projeler gerçekleştirilmektedir. 2015 yılından itibaren ise Avukat Hasan Gürbüz’ün başkanlığında yürütülen kurulun aldığı kararla, vadide üçüncü kişilere işletme verilmeyerek vadi işletmesini bizzat Anadolu Turizm Geliştirme Kooperatifi üstlenmiştir.

Eğer vadiye otobüsle gelecek iseniz ilk önce Fethiye’ye varmanız gerekiyor. Muğla’dan o istikamete varan tek şirket: Fethiye Seyahat. Minik minibüs kıvamında araçlarla yapılan dört saatlik yolculuk sonrasında Fethiye’ye varmış bulunuyorsunuz. Yalnız tahminimce yol çok daha kısa; fakat minibüsler biraz belediye otobüsü kıvamında çalışıp dakika başı dur kalk yaptıklarından güzergah epeyce uzuyor. Kendi aracınızla yola çıkacaksanız ise direk Ölüdeniz’e varabilirsiniz. Ondan sonraki ulaşım zaten artık vadiye giden teknelerle gerçekleştiriliyor.

Vadide kendi çadırınızla, vadinin çadırlarında ya da bungalovlarda kalmanız mümkün. Bunun için ödeyeceğiniz ücretlerin içine açık büfe sabah kahvaltısı ile akşam yemeği de dahil.

Kelebekler Vadisi bungalovlarından biri.

Kelebekler Vadisi bungalovlarından biri.

Vadi Günlüğü

Hava karardığında Fethiye’ye varmıştım. Otobüsten indiğimde Volkan & Güven ikilisi beni karşıladı ve araçla Ölüdeniz’e vardık. Onların kim olduğunu azıcık ileride anlatacağım. Az biraz merak edin.

Sahile vardığımızda bizi götürecek olan son tekneyi kaçırmış olduğumuzu farkettik. Yenisi yoldaydı; bir sürat teknesi. Hava muhteşem ılıman, deniz hafif dalgalı ve Ölüdeniz sahili ışıl ışıldı. Sohbet, muhabbet derken tekne göründü. Atladık ve alelacele vadide başlamakta olan canlı müzik programına yetişmeye çalıştık.

9-20 Eylül arası vadide gerçekleştirilecek olan ‘Kelebekler Vadisi Musician Paradise’ etkinliğinde ülkemizin ve dünyanın dört bir yanından gelen müzisyenler jam session yapacak, vadi müziğe doyacaktı. Tüm telaşımız bunaydı. Farfara İstanbul müzik topluluğunun gitaristi ve vokali Volkan Uzunhasanoğlu, davulcusu Güven Şancı ve etkinlikten görsel içerik toplayacak olan nam-ı diğer bendeniz Asiçiçek, dalgaların üstünde savrula savrula çıktık yola.

Diğer müzisyenler hazırlıklara çoktan başlamış, biz denizin üzerinde popomuz teknenin ahşabına vura vura vadiye varmaya çalışıyorduk.

Farfara İstanbul, Kelebekler Vadisi Musician Paradise hazırlığında.

Farfara İstanbul, Kelebekler Vadisi Musician Paradise hazırlığında.

Ayın görüntüsü akıllara zarar idi. Volkan bir güzellik yapıp bantın üstüne kendi bestelerinden birini söyledi çıplak sesiyle. Ayın ışığı etrafı aydınlattıkça karanlık denizin üzerindeki renkli dalgalar yüzümüze gözümüze ıslaklığını bırakıyordu. Renkler teknenin kırmızı, mavi ışıklarından tonlamayı çalıyordu. Midemiz ayran gibi, kalbimiz pamuk… Anlatılmaz yaşanır dediğim anlardan biriydi. Sihirliydi.

Samsara’dan Farfara’ya…

Samsara İstanbul, Özge Unkap, Burcu Uzunhasanoglu ve Volkan Uzunhasanoglu tarafından 2007’de kurulan sokak müziği grubudur. 

Samsara, Sanskritçe’de ‘döngü’ anlamına gelmektedir. Geçen zamanın döngüsü içinde pek çok müzisyenin değişim-dönüşümüyle bugünlere gelen ve farklı coğrafya enstrümanlarını aynı sound içinde harmanlayıp çizginin dışında bir ambiyans yaratan müzik topluluğu, ismini ‘Farfara İstanbul’ olarak değiştirmiş olup halen yoluna devam etmektedir.

Karadeniz’den Balkanlar’a uzanan geniş bir yelpazenin etnik kökenli türlerinin yanı sıra, funk, caz etkilerini de müziğinde hissedebileceğiniz Farfara İstanbul, hem kendi bestelerini çalmakta hem de hatrı sayılır bestekarların şarkılarını harika bir yorumla cover’lamaktadır. Doğaçlamaya girdikleri an’lar tadından yenmezdir. Bir kere o an’a tanık olduğunuzda bir kere daha doğaçlama dinleme arzusuyla yanıp tutuşmanız muhtemeldir.

Şu anki kadroda yer alan isimler: Gitar & vokal; Volkan Uzunhasanoğlu, klarnet; Yasin Soyöz, perküsyon; Ertuğrul Karacan, trompet; Dilan Balkay, bas gitar; Arda Özkan, elektrik gitar; Gökhan Erol & Onur Güney Kumaş, tulum; Cevahir Emre Hacıoğlu ve davul; Güven Şancı.

Farfara İstanbul’a Kadıköy sokaklarında rastlayabilir, sahneleri esnasında satışa sunulan CD’lerden alıp tekrar evinizde dinleyebilir ya da ‘Farfara İstanbul Facebook’ sayfalarından ne yaptıklarıyla ilgili haberdar olabilirsiniz.

Farfara İstanbul, Balık Evi performans.

Farfara İstanbul, Balık Evi performans.

Tekne vadiye yanaştığına göre inme vakti…

Serin sular patileri okşaya dursun, güleryüzlü bir grup karşıladı bizi; Farfara İstanbul’un geriye kalan müzisyenleri. Tanışma faslının ardından çadırlar ayarlandı ve apar topar Balık Evi’nin önüne kurulmaya başlayan enstrümanlarla beraber havayı sevimli bir atmosfer kapladı. Vadi orta düzeyde kalabalıktı. Bence tam da Eylül’e uygun bir biz bize edası vardı.

Kumsalın üzerine kurulu düzen beni benden aldı. ‘İşte açık hava konserinin de konseri!’ dedim içimden. Önümüzde deniz, arkamızda vadinin büyülü devasa görüntüsü ve tepemizde ayın kışkırtıcı ışıltısı. Böyle bir gecede müzik yapılmasın da ne zaman yapılsın?!

Tulumcu Hacıoğlu hariç tüm kadro bir aradaydı. Farklı tellerden şarkılar çalındı. Aralarda sohbetler edildi. Kumun üzerinde bağdaş kurup dinleyenler ve müziğe eşlik eden dinleyicilerle beraber zaman akıp geçti. Gecenin ilerleyen saatlerinde dalgalara daha yakın kayalıklara gidip kendi aramızda çaldık, söyledik, eğlendik. Doğaçlamalar yapıldı, ses kayıtları alındı. O arada cüzdanı doğaya hangi ara teslim ettik bilinmez, Toprak Ana takas yapmaya hazırdı. Bunu iliklerime kadar hissetim ve bir sonraki günlerin neler getireceği merakı ile heyecanı arasındaki duyguda kalarak an’ın tadını çıkardım.

Ne? Biri Şelale Mi Dedi?

Uyuduk uyandık. Kahvaltının ardından mis gibi enerji depoladık. Daha akşama bolca vakit olduğuna göre şelaleye yol almanın tam vaktiydi!

Adımlar ilk şelaleye...

Adımlar ilk şelaleye…

Kaynağı Faralya mahallesinde bulunan şelale 50 metre yükseklikten dökülüp vadinin ortasından geçen dere ile Akdeniz’e ulaşıyor. Yaz aylarında ince, sonbaharda biraz daha gürül gürül akan şelalenin kış performansını tahmin etmek mümkün değil. Ha, şöyle söylemler de var: “Boşuna yürümeyin bir şey yok! Bunun için mi bu yolu yürüdük?” İnsanların ağzı torba değil ki büzesin dememde fayda var. Siz bir hedefe ulaşın da yorumunuzu sonra yapın bence.

İlk şelale.

İlk şelale.

İlk şelaleye varmak için sahilden vadi içine doğru biraz yürünüyor. Çadır alanlarından sonra Taş Evi de geçtiniz mi; orman yoluna benzer bir yolda dar bir patika sizi ağırlıyor. Sağlı sollu sık, uzun boylu ağaçların ardına gizlenmiş vadi ara ara size göz kırpıyor. Orayı da ilerledikten sonra sık ağaçlar yerini görkemli ve kayalık bir rotaya bırakıyor. Zor bir rota değil. Biraz bacaklara kuvvetle rahatlıkla tırmanabileceğiniz bir kulvar. İşte ondan sonra en tepede ilk şelale size ‘merhaba’ diyor. Buraya kadar üşenip de çıkmamış trekking severlere kulaklarınızı tıkayın ve siz yolunuza bakın. Çünkü sonrası daha da güzel.

İkinci büyük şelaleye varmak ilkinden biraz daha tehlikeli ve zor. Küçük şelaleyi karşınıza aldığınızda sol tarafta yukarıya çıkmak için dik bir merdiven var. Epeyce yüksek ve bazı basamakları hareketli. Sağdan yukarı tırmanmak isterseniz ise kalınca bir halat var. Ona tutunarak tırmanışta baca çıkışı ya da çatlak çıkışı denilen teknikle kendinizi yukarıya çıkartmanız mümkün. Kaygan zemine dikkat ederek ilerleyebilirsiniz. Yeşilin en güzel tonu ve muhteşem akan bir şelale suyu ile havzasıyla karşılaşacaksınız.

Diğer şelale.

Diğer şelale.

Şelalelerin bulunduğu yerden vadinin geride kalanını da izlemek cidden harika bir duygu. Kayaların yapısı ve ışık muhteşem. Bir kayanın doğal görüntüsü beynimde The Division Bell albümünün kapağını uyandırınca direk fotoğrafladım.

The Division Bell ile şelaleden vadi manzarası.

The Division Bell ile şelaleden vadi manzarası.

Güneş’i Denizden Batırmak

Şelalede epey oyalandık. Dönüş yolunda da gözümüze çarpan ilk gölge ve loş ortamda soluklandık. Her yer ilginç ağaç kökleri ve dallarıyla çevriliydi.

Özellikle şelale rotasında ve vadide hemen hemen her yerde yaprakları sıkça cannabis’e benzetilen hayıt otları mevcuttu. Hayıt otu tohumu özellikle kadınlarda pek çok derde deva olmakla beraber erkeklerde de şifa amaçlı birçok alanda kullanılmaktadır. Bunun dışında satsuma, nar, elma, ayva, üzüm gibi bir sürü meyveye de rastlamanız mümkün. Yürürken göz hakkıdır diyip bir tadıverin. Hepsinin lezzeti birbirinden özel ve güzel. Hem gezin, hem şifalanın.

Akşama doğru Güneş’i denizden batırmak bambaşkaydı. Saniye saniye ışığının gittikçe sarıdan turuncuya, turuncudan kırmızıya ve kırmızıdan da ateş kızılına tonlanmasına tanık olurken, mutfak ile çardağın orada bulunan barda çalan chill out müzik, o an’ı daha da eşsiz kılmaya sebebiyet verdi.

Kelebekler'de gün batımı.

Kelebekler’de gün batımı.

Hava durgun, vadi sakin. Anlatılmaz yaşanır dediğim diğer anlardan biri daha. İyice yarım daire şeklinde denizin derinliklerine doğru gömülen Güneş tamamen yok olduğunda yemekhaneden akşam yemeği zili çaldı ve hücum!

Yemeklere ayrı bir değinmek istiyorum. Bir insanın eli bu denli lezzetli, kıvamları o kadar mı fevkalade olur? Oluyormuş valla! Kelebekler Vadisi’nden döndüğümden bu yana, hala tadı damağımda kalan ayrı bir lezzetteydi o yemekler. Mantısından, mantar çorbasına, közlü patlıcan ezmesinden, zeytinyağlılara, ana yemeklere kadar her bir ismi ayrı ayrı beğendiğim ve büyük bir afiyetle yediğim Muradiye Hanım’ın tekrardan ellerine sağlık. Ayrıca kendisi tam bir çılgın! Hem güleç yüzlü bir şifacı, hem de maharetli bir aşçı… Daha tanımadığım ne yönleri var bilinmez; gerçekten harika bir insan. Üstelik ayağıma yapmış olduğu pansumanla da üç dört güne iyileştim.

Ayağıma niçin pansuman yapıldı? Vadide neler oldu, günler nasıl geçti? Tavuklar ve arılar alemi, ışıklı asanın gizemi, sürpriz İngiliz Düğünü ve vadide yerleşik hayattaki dostlar, semaver sevdasına yakılan ateşler… Hepsini ve dahasını bir sonraki yazıma bırakıyor ve kabuğuma çekiliyorum.

Aqua renkli su şeffaflığında öpüldünüz!

Tags: , ,

Comments are closed.