fbpx MENU

Ne Alırsınız Beyler?!

Atıştırmalık Saykodelik Topikler

6 Mart 2015 Comments (0) Views: 2732 ANASAYFA, ASİÇİÇEK, ENERJİ, SAĞLIK, Şifalı Bitkiler, Workshop

Yazar Sibel Buğdaycı

‘Nil kendine has güzelliğini belki de çevresindeki çölle oluşturduğu tezat görüntüden alıyor; su ve susuzluk, yeşillik ve boz renkli çoraklık… Sonsuza kadar uzanan boşluk, hayat, ölüm…’ – S. Buğdaycı

Yazarlıktan alternatif iyileşme yöntemlerine uzanan enteresan bir serüven ve bu serüvenin içinde var olan hem iç hem dış seyahatler üzerine keyifli bir yolculuktu onun yaptığı. Yazar Sibel Buğdaycı ile şimdiden düne uzanan keşif yolculuğuna daldık.

Sibel Buğdaycı kitapları

Sibel Buğdaycı kitapları

Yazar Sibel Buğdaycı’nın güçlü kaleminden çıkan ‘Sakin Ol! Her Şey Mümkün’ ve ‘Kahire-Kızıldeniz Bir Bisiklet Yolculuğu‘ isimli kitaplar, kişinin yolculuklarla nasıl da özgürlüğün ötesine geçebileceğinin iki güzel ve özel dışavurumu. Özellikle bisiklet yolculuğunu anlattığı kitabında, sadece gittiği yeri görüp okuyucuya aktarmak adına değil de yer altı saraylarındaki turistlerin hallerine de değinen Buğdaycı, dünyanın gittikçe globalleşerek ruhun yok olması halini okuyucuya harika bir şekilde betimlemeyi başarmış.

Kendisi şu an oluşturduğu kristal enerji alanında kristal ve ses terapileriyle ilgilenmekte. Atölyesine doğru yollandım ve Güneşli bir günün sempatik enerjisiyle birlikte atölyeden içeri adımımı attım. Kalbimi sarmalayan dinginliğin ambiyansında yumuşacık bir ruh haline bürünüverdim. Özellikle saksıda duran üç çiçeğin ortasında oturmaktan kendimi alıkoyamadım ki; beni çeken o naif yerin özel bir anlamı varmış meğer.

Pembe Kuvars Merkezi

Pembe Kuvars Merkezi

SEVGİ DOLU ATÖLYE

Sevgi dolu enerjinin renklerle desteklendiği atölyede; duvarların konuşkanlığı, taşların arkadaşlığı ve kristallerin sesi varmış da şarkı söylüyormuş gibi bir havası vardı. Sihirli, net bir kuvars merkezinin tam da ortasındaydım. Beyaz ve saf bir his idi orada bulunmak. Buradaki kristalleri, taşları ve çiçekleri her gün sesiyle temizleyen Sibel Buğdaycı, onlarla olan bağını insanların şifa bulması için kullanıyor. Üstelik şifanın gerçekleşmesi için de sadece niyete inanmak yetiyor.

Ses & Kristal Terapisi

Ses & Kristal Terapisi

Niyetim vardı ve inançlıydım. Minik bir ses & kristal terapisi eşliğinde kendimi güvenli bir şekilde an’ın akışına bıraktım. Sevgi çemberinin ortasında, olabildiğim en dingin halimle yumuşak bakışlarımın kürenin yüzeyinde dağılmasına izin verdim. Saf, narin ve dokunaklı bir histi yaşadığım. Küreye yansıyan beyaz ve açık mavi bulutların vizyonuyla beraber ben de gökyüzünde bir süre dalgalandım sanırım. Hafiftim terapi bittiğinde.

Enerji alanıma dokunan ve bir şekilde bu dönüşümün başlamasını sağlayan sevgili Sibel Buğdaycı’ya teşekkürlerimi borç bilirim.

Sevgiye izin verin ki; ışık, yolunuza doğsun.

Sibel Buğdaycı

Sibel Buğdaycı

Biraz kendinizden bahseder misiniz?

‘İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunuyum. Okulumu bitirdikten sonra dergiciliğe adım attım ve uzun bir süre editörlük, çevirmenlik, yazarlık yaptım. Bu esnada yurt içinde ve dışında bir çok alternatif seyahat gerçekleştirdim. Dergicilikten sonraki ikinci konum yolculuk oldu. İkisi birbirinden ayrılmaz bir bütündü benim için o dönemlerde.

 

Bir gün medya plazaların bende sıkışmışlık hissi yarattığını fark ettim. Kendimi daha çok tanımak ve diğer yönlerimi ortaya çıkarmak adına bir tür ‘keşif yolculuğu’ olarak adlandırdığım içsel ve dışsal seyahatlerim devreye girmeye başladı. Küçüklüğümden beri uzun süreli seyahatler en büyük hayallerimden biriydi. 2000 yılında, İspanyolca öğrenmek, yolculuğumu uzatmak ve yazmaya devam etmek istediğim bir noktada gizemli bir şekilde Latin Amerika önüme geldi. Böylece kendimi Ekvador’da buldum. Esasen mesleğimi de yanımda götürmüştüm; fakat bir süre sonra mesleğimle ilgili bir kopuş başladı. Ben sadece seyahat etmek istiyordum ‘seyyah’ kimliği ile ve bunu da başardım.’

Hatıralarınızı turla yurt dışını ziyaret etmek yerine, gezgin kimliğinizle akışına göre biriktirirken bunu çekici kılan neydi?

‘Latin Amerika seyahatim öncesinde küçük küçük bir çok seyahat yapmıştım. Seyahat etmeyi bilen ve seven biri olarak tur ile birlikte hareket etmek, bana ait olmayan bir şeydi. Turist ve turizm kavramı bana hiç bir zaman uymadı. Bir yere gidip orayı sıkışmış zamanlarda, önceden belirlenen programlarla gezmek yerine, zaman ve mekanda dolaşabilmek; buradan üretimler yapabilmek, yazabilmek, kendini yeniden oluşturabilmekti benim amacım. Hayatın akışıyla birlikte seyahat ettiğimde yöre insanlarıyla tanışabildim. Oranın gençleriyle diyaloglarım oldu ve arkadaşlıklar kuruldu. Onlar da beni tanıdıkları başka ailelerin yanına yerleştirdiler. Dolayısıyla güzel dostlukların olduğu, değerli deneyimlerin yaşandığı dönüşüm yolculuklarıydı yaptığım.

 

Mesela; Peru’nun Huanchaco adlı kasabasında bir ailenin yanında yaşadım iki ay boyunca. Burası okyanustan gelen tahta parçalarıyla heykeller yapan bir doğa heykeltraşının seyyahlara açık eviydi. En çok yazı yazdığım yerlerden biri burasıdır. Okyanusla ikinci karşılaşmamdı. Sert ve insanı içine çeken hipnotize edici dalgaları olan kasabanın tarihinde El Nino adlı tsunamiler vardı. Kasabanın yerli halkı yüzyıllar boyunca kızılderili balıkçılar olmuşlardı. Bu bölgede çok eski bir uygarlık olan Moche kültürü yaşamıştı ve manevi anlamda zengin bir yerleşim yeriydi. Önce hiç sevmediğim ve bir an önce çıkmak istediğim bu kasaba, beni kısa sürede içine almış ve bırakmamıştı. Orada olmak başka bir zaman diliminde olmak gibiydi. Burada kaldığım iki, iki buçuk ay gibi bir sürede her öğleden sonra aynı saatte evden çıkıyor, sahil boyunca dümdüz yürüyerek kasabanın bir hayli dışarısına çıkıyordum. Kendime ait noktamla buluşuyor, dalgaların buğusu eşliğinde sahilde oturarak yazı yazıyordum. Bu kasabada kendime yukarıdan bakarak yazdım sayfalar dolusu. O süreç benim için harika bir terapiydi diyebilirim. Bugün bile her anımsadığımda büyüsü hala içimdedir. Nedense buradaki notlar hala yazılmamıştır. Belki de şimdiyi bekliyordur yeniden. Latin Amerika deneyimlerimi yazdığım kitabım ‘Sakin Ol! Her Şey Mümkün’; Ekvator’da Orman, Peru’da Çöl ve Bolivya’da Dağ üzerine yazdığım denemelerden oluşmuştur.’

Bir yıl süren seyahatinizden sonra geri geldiğinizde hangi konulara odaklandınız?

‘Seyahatten döndükten sonra serbest zamanlı çalışmalarım başladı. Çevirmenlik, editörlük, öğretmenlik gibi işler yaparak dergiciliği de sürdürdüm zaman zaman. Üç yıl sonra Atlas dergisinden Mısır’da bisikletle seyahat etme teklifi geldi. Yine o dönemde dergide çalışan fotoğrafçı bir arkadaşımla birlikte Kahire’den Nil Nehri’ni izleyerek Asvan’a doğru bisikletle yolculuk ettik. Sonra da daha fazla ilerleyemediğimiz için yine Asvan’dan yukarıya Kızıldeniz tarafına doğru çıktık ve oradan yine Kahire’ye doğru ilerleyerek yolculuğumuzu tamamladık. Seyahat ettiğimiz ülke Mısır, aracımız da bisikletler olunca tüm yolculuğumuz baştan başa bir macera oldu diyebilirim. Bunu da ‘Kahire-Kızıldeniz Bir Bisiklet Yolculuğu’ adlı kitabıma aktardım. Seyahatin ardından eski Mısır tarihi, eski Mısır şiiri ve eski ezoterik metinlerle ilgili derin okumalar, araştırmalar yaptım. Kitabımı yazmam tam dört yılımı aldı.’

Kahire Piramitler

Kahire Piramitler

Peki, seyahat için neden bisikleti seçtiniz?

‘Ben bisikleti seçmedim, bisiklet beni seçti.’

(Güldük)

‘Derginin istediği buydu. O sırada günde üç saate yakın dans, hareket çalışmalarında askeri eğitim alıyordum ve bisikletle istediğim kadar saat yapabilirdim. Bu yüzden kabul ettim.’

Yolculuktan sonra eve dönüş gerçekleştiğinde hayatınızda neler değişti?

‘Aslında seyahatlerin hepsi açılımlar yaratıyor. Mısır sonrasında da bir süre İstanbul’a uyumlanmakta güçlük çektim. Bu süreçte bazı parçalanmalar yaşadım. Eğer seyahatlerimin toplamını genel anlamda değerlendirecek olursak olumlu yanları çok daha fazla oldu. Nitekim inanılmaz bir görsel şölendi yaşadığım. Çölün yanında konaklamak ve bisiklete binmek ya da diğer ülkelerdeki enerjilere dokunmak özel bir his ve deneyim.

 

Spiritüel karşılaşmalarımın yoğunlaştığı bir dönemdi en nihayetinde. Çölün ortasında yer altı tapınaklarının olduğu yere doğru ilerlerken vizyonlar gördüm. Bunun dışında an’a odaklanmamı sağlayan pek çok an’ım oldu. Bu tür yolculukların insana içsel yolu açtığını düşünüyorum.’

Dans konusunu biraz daha açabilir misiniz?

‘Tüm bunlar olurken bir yandan da dans ediyordum. Modern dansın hayatımda önemli bir yeri olduğunu belirtmek isterim. Beden ve hareketler üzerinden yazmaya, yazarlığa yaptığım bir yolculuktu bu da. ÇATI Çağdaş Dans Sanatçıları Derneği, hayatımın içerisindeki on yıllık bir çalışma dönemine denk gelir. Küçük yaştan beri dans etmek benim temel ihtiyaçlarımdandı. Elbette hayatın akışı farklı olunca gazetecilik okumuştum. Latin Amerika’ya gidişim öncesinde bir zamanların ünlü dans hocası Christine Brodbeck’ten dans dersleri alarak bu alana adım atmış sonrasında da Çatı Dans’ta bir çok çalışmaya katılmıştım. Mesela bu dans atölyesinde Japon hocalarla yaptığım Butoh dansı içe bakma yöntemleri üzerinden, çok güçlü felsefesi olan bir çalışmadır. Bu ve bunun gibi yurt içinden ve yurt dışından bir çok koreograf ve dansçılarla çeşitli beden, hareket, dans atölyeleri gerçekleştirdik.

 

Yeterince dolduğumu hissettiğimde, bedenle ilgili çalışmalarımı paylaşma zamanının geldiğini anladım ve ilk olarak ‘Beden Değişimleri’ (Hareket Dans ve Beden Açılımları) adlı çalışmamı paylaşmaya başladım insanlarla. Bunlar kişinin algısını değiştirme ve aynaya bakmaksızın kendine bakma ile ilgili çalışmalardı. Kişilerin kendini sevmesini hareketler aracılığı ile iletmekti amacım. Güzel sonuçlar aldım bu atölyelerden. Şimdi bireysel ve grup çalışmalarımın yanı sıra; kendilerini tamamlamak isteyen eğitmenlerle de çalışıyorum.’

S.B: 'Kendime ait orijinal bir yöntemim var.'

S.B: ‘Kendime ait orijinal bir yöntemim var.’

Bütünsel Terapi ve şifa çalışmalarınızdan biraz bahseder misiniz?

‘Dans atölyelerimden sonra Şamanik Şifa ve bütünsel terapiler (Holistik Terapi) üzerine yoğunlaştım. Bu alanda çalışmalar yaptım bir çok değerli merkezle. Temel konularım; kişinin kendini sevmesi ve affetmesi, meditasyonlar, arınma çalışmaları. Ayrıca dans, kristaller, ses şifası ile ilgili kendime ait orijinal bir yöntemim var ve bana danışanlarla çalışmalarımı paylaşıyorum.’

Şu an özellikle yoğunlaştığınız kristal terapisi ve ses şifası çalışmalarına katılmak isteyen birinin bilgi birikimi anlamında bir havuza sahip olması gerekli mi?

‘Hayır, kesinlikle gerekli değil. Benimle çalışmak isteyen birinin sadece o çalışmaya ihtiyacının olması ve çalışmaya inanması yeterli. Gerçekleştirdiğim çalışmalar bütünsel terapilerdir. Ancak tüm çalışmalarım Şamanik kökenlidir. O anda kişinin ihtiyacı ne ise kendi sesimle ve bendirle Şamanik bir yolculuğa çıkarız. Şimdi ve burada gerçekleştirdiğim terapilerimde kristallerden de yardım alırım. Kişilerin terapilenmek istedikleri konu ne ise o anda ortaya çıkar ve ses, müzik, kristaller; yani şifalı taşlarla bir yoğunlaşma yaşarız.’

Şifalı taşlar

Şifalı taşlar

Şifa çalışmaları ile kişi gerçekten iyileşebilir mi?

‘Şifa çalışmaları, kişi ancak buna niyet ederse ve bunu gönülden isterse olabilen çalışmalardır. Dolayısıyla da eğer istediği buysa iyileşebilir, evet. Ancak bu yine de bir ilaç içip ertesi gün iyileşmeye benzemez. Ciddi bir çalışma ve emek ister. Zaten ilaçla tedavilerde de ilaçların aslında tedavi etmek yerine semptomları bastırdığını doktorlar artık açıklıyor. Yaptığımız alternatif terapilerle yaşanan soruna doğru yolculuk edilir ve buradan farklı yöntemlerle çıkış yolları aranır. Ben özellikle ses frekansını ve kristallerin yaydığı dalgaları terapilerimde yoğun kullanıyorum.’

S.B: 'Tüm çalışmalarım Şamanik kökenlidir.'

S.B: ‘Tüm çalışmalarım Şamanik kökenlidir.’

Sizce daha anlaşılabilir ve akışkan bir dünya yaratmak mümkü mü?

‘Tabii, mümkün; ama buna da inanmak ve sevgiyle yaşamak gerekiyor. Bu, ancak sevgi üzerinden mümkündür. Bahsettiğim sevgi ise bize öğretilen kadın-erkek ilişkisinin çok daha üzerinde bir şey. Hayata inanç ve sevgi ile gerçekleşebilecek bir dönüşüm. Benim yaptığıma ise sevgi öğretmenliği adını da verebiliriz.’

Sevgi öğretmenliği nedir?

‘İnsan her koşulda kendini sevmeyi gerçekleştirilebildiğinde başkasına zarar verme veya başkası hakkında kötü konuşma ihtiyacı kalmıyor. Elbette bunlar insanın her gün çalışması gereken konular. Benim yaptığım da insanların temelde kendilerini sevmesine yol açmak. Bu bir sevgi aktarımı. Bu sevgi aktarımı üzerinden de dönüşümler yaşanıyor.’

Sevgi … ve … dır.

‘Sevgi, dünyanın şu an en temel ihtiyacı ve dönüşümdür.’

Röportaj: Asiçiçek

S.B: 'Sevgi dönüşümdür.'

S.B: ‘Sevgi dönüşümdür.’

Tags: , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
14 − 14 =